Otelimiz Vatikan'a birkaç kilometre uzaklıktaki Villa Carpegna idi, tavsiye eder misin derseniz, ederim, ama son trip advisor yorumları çok iyi değil, hatta ben gitmeden bakınca biraz moralimi bozdum, ama kötü birşey yaşamadık, kahvaltı ücrete dahildi ve oldukça güzeldi. Yurtdışındaki otellerde dikkat edilmesi gereken bir husus sabah kahvaltı verilip verilmemesi bence. Hiç tanımadığın bir muhitte sabahın köründe kahvaltı aramak hiç hoş olmuyor...
Neyse, THY'nın sabah uçağı ile Roma'ya geldik, bavullarımızı aldıktan sonra, aslında plan trenle Termini istasyonuna gidip otele oradan geçmekti. Fakat kapıda bir shuttle bulunca (kişi başı 20 euro) onu tercih ettik... Otele bavulları emanet edip şehir merkezine gitmeye karar verdik...
Şimdi otobüsün numarasını hatırlamıyorum, sanırım 916 idi, bizi St. Pietro Meydanı'nın bir alt sokağında bıraktı. Vatikan turumuz bir gün sonra olduğu için meydanda biraz gezinip
obeliskin etrafındaki rüzgar gülünün rölyeflerini gördük...
Vatikan ve Castel S'ant Angelo arasında ufak bir park var, tam nehrin kıyısında... Tam oradaki turist kiosk'undan Roma Pass'ımızı alacağımız sırada sağanak yağmur başladı. Üstü kapalı bir yer bulup yağmurun dinmesini bekledik...
Castel Sant'Angelo'nun üzerindeki yol gösterici melek...

Castel Sant'Angelo'dan Ponte Sant'Angelo manzarası...
Castel Sant'Angelo'dan Ponte Sant'Angelo manzarası...
Pantheon, Bütün Tanrıların tapınağı demek. Şimdilerde Katolik Kilisesi olan bu tapınak aslında yapıldığı zaman (M.S. 126) Roma tanrılarına adanmış... Kubbede oculus adı verilen bu açıklık, kilisenin ana ışık kaynağı. Bu kilisede aynı zamanda Raphael Santi'nin mezarını da görebilirsiniz.
Türkçe'ye Aşk Çeşmesi olarak geçen Fontana di Trevi, yani Trevi Çeşmesi aslında, suların Yunan su tanrıları tarafından terbiye edilmesiyle ilgili. Muazzam bir yapı, fakat içinde bulunduğu meydan o kadar ufak ve kalabalık ki, insan bir yandan hayal kırıklığına uğruyor, bir yandan da köşeyi dönüverince karşısında çıkan bu eserin yanında küçülüyor.
Bernini'nin Fontana dei Quattro Fiumi'si, yani Dört Nehir Çeşmesi Navona Meydanı'nda... Sanırım en sevdiğim meydan bu oldu, çünkü çok geniş, dikdörtgen bir meydan ve kalabalık olmasına rağmen Roma'nın diğer yerlerinde olduğu gibi kalabalık insanın üzerine gelmiyor. Dört Nehir denmesinin sebebi Papalik'in vasisi olduğu dört kıtadaki (Amerikalar, Avrupa, Asya ve Afrika) dört nehri (Rio de la Plata, Tuna, Ganj ve Nil) temsil etmesi...
_____
Cumartesi sabahı erkenden yola koyulup önce St. Pietro Meydanı'na, sonra da birkaç sokak arkada bulunan Vatikan Müzesi'nin kapısına geldik. Daha İstanbul'dayken şu adresten biletlerimizi almıştık. Sanırım bu geziden en iyi yaptığım şeylerden biri bu oldu çünkü biz müzenin kapısına giderken çok uzun (1-2kmlik) bir kuyruğun yanından geçtik. İçeri girdiğimizde benim çıktısını aldığım faturayı vezneye götürüp fonksiyonel biletlerimizi aldık ve tur rehberimizle buluştuk. Turlar çok profesyonel bir şekilde işliyor, herkese bir kulaklık ve ufak bir radyo veriliyor ve her tur rehberi bir frekanstan yayın yaparak eserleri ve mekanları anlatıyor...
Burası Hall of Tapestries koridorunun tavanı, Belçika gobleninden yapılma onlarca muhteşem halının duvarlarda asılı olduğu bir mekan...
Sırayla birbirinde güzel galerilerden geçip Raphael Rooms denen, Raphael ve öğrencilerinin bezediği odalara geliyorsunuz. Bu yukarıdaki resim School of Athens, bütün Yunan filozoflarını resmeden bir tablo; wikipedia'daki şu sayfada kimin kim olduğu görebilirsiniz.
Aslında highlight of our tour tabii ki Sistine Chapel'dı, fakat şapelde fotoğraf çekmek yasak olduğu için resim yok, Michalengelo'nun tek başına yaradılış hikayesini boyadığı tavan bende Süleymaniye ya da Ayasofya'da yaşadığım küçüklük hissini tekrar yaşattı, muazzam ve muhteşem...
____
Dördüncü günümüzde Colosseum ve Foro Romano gezimizi yaptık. Colosseum Russell Crowe'un Gladiator filmiyle tekrardan meşhur olan, M.S.70-80 yılları arasında yapılan amfitiyatro.
Hemen yakınındaki Foro Romano ve Fori İmperiali ise antik meydan harabeleri ve çevresinde bulunan zenginlerin evlerinde oluşan bir alan...
Piazza del Popolo Meydanı'nda geldiğinizde sağ tarafınızda Villa Borghese ve bahçeleri kalacak... Bernini'nin patronu ve Papa 5. Paul'un yeğeni tarafından yaptırılan bu villa şimdi sanat galerilerine evsahipliği ediyor. Bahçeleri muazzam ve villanın hemen yanında yapay bir göl var...
Bu da Palazzo Venezia, İtalya'nın düğün pastası olarak adlandırılan
ve Milli Müze'ye evsahipliği eden bina.
Roma Notları:
Roma sokakları hayret verici derecede pis, şaşırmayın.
Marketlerde soğuk su yok, ama sokaklarda aksi yazmadıkça içebileceğiniz soğuk çeşmeler var... Mutlaka Roma Pass alın, ilk üç müzeye ücretsiz girebiliyor, sonrakilerde indirim alabiliyor, ve toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanabiliyorsunuz.
Yazın gidecekseniz bence kısa shorts, ve etek götürmeyin. Devamlı bir kiliseye girip çıkılıyor, özellikle Vatikan'daki St. Pietro Basilica'da katiyen izin vermiyorlar.
Basilica demişken, turunuz bittikten sonra Bernini'nin baldacchino'sunun sol tarafındaki merdivenlerden aşağıya inerseniz grottoların (mezar odaları) bir kısmını görebilirsiniz.












