8.06.2013

Roma, İtalya

Temmuz ortasında 4 günlüğüne Roma'ya gittik. Oldukça keyifli, fakat bir o kadar da yorucu bir gezi oldu. Gelmişken görebildiğimiz kadar turistik eser görelim deyip, bunu da biraz toplu taşıma ama çokça da yürüyerek yapınca akşam yemek yiyecek halimiz kalmadı.
Otelimiz Vatikan'a birkaç kilometre uzaklıktaki Villa Carpegna idi, tavsiye eder misin derseniz, ederim, ama son trip advisor yorumları çok iyi değil, hatta ben gitmeden bakınca biraz moralimi bozdum, ama kötü birşey yaşamadık, kahvaltı ücrete dahildi ve oldukça güzeldi. Yurtdışındaki otellerde dikkat edilmesi gereken bir husus sabah kahvaltı verilip verilmemesi bence. Hiç tanımadığın bir muhitte sabahın köründe kahvaltı aramak hiç hoş olmuyor...

Neyse, THY'nın sabah uçağı ile Roma'ya geldik, bavullarımızı aldıktan sonra, aslında plan trenle Termini istasyonuna gidip otele oradan geçmekti. Fakat kapıda bir shuttle bulunca (kişi başı 20 euro) onu tercih ettik... Otele bavulları emanet edip şehir merkezine gitmeye karar verdik...

Şimdi otobüsün numarasını hatırlamıyorum, sanırım 916 idi, bizi St. Pietro Meydanı'nın bir alt sokağında bıraktı. Vatikan turumuz bir gün sonra olduğu için meydanda biraz gezinip




obeliskin etrafındaki rüzgar gülünün rölyeflerini gördük... 


Vatikan ve Castel S'ant Angelo arasında ufak bir park var, tam nehrin kıyısında... Tam oradaki turist kiosk'undan Roma Pass'ımızı alacağımız sırada sağanak yağmur başladı. Üstü kapalı bir yer bulup yağmurun dinmesini bekledik...


 Castel Sant'Angelo'nun üzerindeki yol gösterici melek...



Castel Sant'Angelo'dan Ponte Sant'Angelo manzarası...



Pantheon, Bütün Tanrıların tapınağı demek. Şimdilerde Katolik Kilisesi olan bu tapınak aslında yapıldığı zaman (M.S. 126) Roma tanrılarına adanmış... Kubbede oculus adı verilen bu açıklık, kilisenin ana ışık kaynağı. Bu kilisede aynı zamanda Raphael Santi'nin mezarını da görebilirsiniz.


Türkçe'ye Aşk Çeşmesi olarak geçen Fontana di Trevi, yani Trevi Çeşmesi aslında, suların Yunan su tanrıları tarafından terbiye edilmesiyle ilgili. Muazzam bir yapı, fakat içinde bulunduğu meydan o kadar ufak ve kalabalık ki, insan bir yandan hayal kırıklığına uğruyor, bir yandan da köşeyi dönüverince karşısında çıkan bu eserin yanında küçülüyor.


Bernini'nin Fontana dei Quattro Fiumi'si, yani Dört Nehir Çeşmesi Navona Meydanı'nda... Sanırım en sevdiğim meydan bu oldu, çünkü çok geniş, dikdörtgen bir meydan ve kalabalık olmasına rağmen Roma'nın diğer yerlerinde olduğu gibi kalabalık insanın üzerine gelmiyor. Dört Nehir denmesinin sebebi Papalik'in vasisi olduğu dört kıtadaki (Amerikalar, Avrupa, Asya ve Afrika) dört nehri (Rio de la Plata, Tuna, Ganj ve Nil) temsil etmesi...
_____

Cumartesi sabahı erkenden yola koyulup önce St. Pietro Meydanı'na, sonra da birkaç sokak arkada bulunan Vatikan Müzesi'nin kapısına geldik. Daha İstanbul'dayken şu adresten biletlerimizi almıştık. Sanırım bu geziden en iyi yaptığım şeylerden biri bu oldu çünkü biz müzenin kapısına giderken çok uzun (1-2kmlik) bir kuyruğun yanından geçtik. İçeri girdiğimizde benim çıktısını aldığım faturayı vezneye götürüp fonksiyonel biletlerimizi aldık ve tur rehberimizle buluştuk. Turlar çok profesyonel bir şekilde işliyor, herkese bir kulaklık ve ufak bir radyo veriliyor ve her tur rehberi bir frekanstan yayın yaparak eserleri ve mekanları anlatıyor...




Burası Hall of Tapestries koridorunun tavanı, Belçika gobleninden yapılma onlarca muhteşem halının duvarlarda asılı olduğu bir mekan... 


Sırayla birbirinde güzel galerilerden geçip Raphael Rooms denen, Raphael ve öğrencilerinin bezediği odalara geliyorsunuz. Bu yukarıdaki resim School of Athens, bütün Yunan filozoflarını resmeden bir tablo; wikipedia'daki şu sayfada kimin kim olduğu görebilirsiniz. 

Aslında highlight of our tour tabii ki Sistine Chapel'dı, fakat şapelde fotoğraf çekmek yasak olduğu için resim yok, Michalengelo'nun tek başına yaradılış hikayesini boyadığı tavan bende Süleymaniye ya da Ayasofya'da yaşadığım küçüklük hissini tekrar yaşattı, muazzam ve muhteşem...
____

Dördüncü günümüzde Colosseum ve Foro Romano gezimizi yaptık. Colosseum Russell Crowe'un Gladiator filmiyle tekrardan meşhur olan, M.S.70-80 yılları arasında yapılan amfitiyatro.

Hemen yakınındaki Foro Romano ve Fori İmperiali ise antik meydan harabeleri ve çevresinde bulunan zenginlerin evlerinde oluşan bir alan...





Piazza del Popolo Meydanı'nda geldiğinizde sağ tarafınızda Villa Borghese ve bahçeleri kalacak... Bernini'nin patronu ve Papa 5. Paul'un yeğeni tarafından yaptırılan bu villa şimdi sanat galerilerine evsahipliği ediyor. Bahçeleri muazzam ve villanın hemen yanında yapay bir göl var...


Bu da Palazzo Venezia, İtalya'nın düğün pastası olarak adlandırılan
 ve Milli Müze'ye evsahipliği eden bina.  


Roma Notları: 
Roma sokakları hayret verici derecede pis, şaşırmayın. 
Marketlerde soğuk su yok, ama sokaklarda aksi yazmadıkça içebileceğiniz soğuk çeşmeler var... Mutlaka Roma Pass alın, ilk üç müzeye ücretsiz girebiliyor, sonrakilerde indirim alabiliyor, ve toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanabiliyorsunuz.
Yazın gidecekseniz bence kısa shorts, ve etek götürmeyin. Devamlı bir kiliseye girip çıkılıyor, özellikle Vatikan'daki St. Pietro Basilica'da katiyen izin vermiyorlar. 
Basilica demişken, turunuz bittikten sonra Bernini'nin baldacchino'sunun sol tarafındaki merdivenlerden aşağıya inerseniz grottoların (mezar odaları) bir kısmını görebilirsiniz.

7.30.2013

Stockholm, İsveç


Haziran 2013 ortasında kardeşimin düğünü için çekirdek aile olarak Stockholm'deydik. Her ne kadar Stockholm serin bir bahar/yaz dönemi geçiriyorduysa ve beyaz gecelerden dolayı hava neredeyse hiç kararmıyorduysa da çok güzel dört gün geçirdik bu güzel şehirde...


bu ilk iki resim düğünün olduğu ve bizim 2 gün kaldığımız Stockholm'un yaklaşık bir saat uzağındaki Norrtalje kasabası. İlk gün millet dinlenirken ben de arka balkonda oturup güneşlenerek Kemal Tahir okudum.

 Bu bina yanlış hatırlamıyorsam kraliyet sarayı. Kraliyet ailesi her ne kadar bu sarayı yaşam alanı olarak kullanmıyorlarsa da, kral ve kraliçe resmi ofislerini hala burada tutuyor. Sarayın içini gezmek mümkün.

 



 


Norrtalje'den Stockholm'e ilk geçtiğimiz gün şimdi adını hatırlayamadığım bizim Kapalıçarşı'nın balık üzerin ihtisaslaşmış bir versiyonu olan bu pazara gittik. Etrafta çeşit çeşit füme ve çiğ somonlar, hayvarlar, diğer balık çeşitleriyle balıkseverlerin rüyası olabilecek biryerdi... Öğle yemeğini de yine burada bulunan bir restorantta yedik... Pikeperch denilen (Türkçesi Sudak balığıymış), bir tatlı su balığı paylaştık Dr.H ile. Bir de giderseniz aklınızda bulunsun İsveç'in open face sandwich tabir edilen tek ekmek dilimi üzerine hazırlanmış toast skagenleri çok meşhur. Tavsiye ederim...

Yeri gelmişken yazayım; İsveç bir balık/deniz ürünü cenneti. Balık çok severim, ama pişirilmesi konusunda çok tutucuy(d)um. Gamla Stan (Old City)'de akşam gittiğimiz Fem Sma Hus'da çok çeşitli bir tabak istedim. Hayvar, herring (ringa) lakerdaları, marine edilmiş somon gibi benim için oldukça maceracı olan bu tabaktan sonra, tatil için gittiğimiz Yalıkavak'ta başka bir maceraya atılıp lakerda ısmarlayabildim... Uzun süredir (Stockholm ve Yalıkavak öncesi) bu kadar iyi pişirilmiş, marine edilmiş balık yememiştim, gerçekten tavsiye ediyorum....


Bu gemi de 17. yüzyılda limandan çıkamadan batan meşhur Vasa gemisinin yanlış hatırlamıyorsam 1/32 oranında küçültülmüş bir maketi. 1950lerle ulaşılan ve su yüzüne çıkarılan gemi için özel bir müze de yapılmış. Neredeyse 350 sene boyunca çok da bozulmadan kalmasının sebebi ise Baltık denizinin ne tatlı ne tuzlu (brackish) olan (Van Gölü'nün ve Karadeniz'in suyu da böyle tabir ediliyor) suları... Doğal bir koruma sağladığı için günümüzün koruma teknolojileriyle birlikte geminin enkazı bizlere kadar ulaşmış durumda.


Burada da ben Nobel Müzesi'nde barış için örgü örüyorum. Branşımdan dolayı haliyle bilim ödüllerinden birini almak gibi bir umudum yok. Belki biryerlere barış getiririm de Barış Ödülü'nü alırım kim bilir... Neredeyse 1.5 yıldır bileklerimdeki rahatsızlıktan dolayı elime örgü almamıştım; kısmet Nobel Müzesi'neymiş.

Not: Olur da yolunuz Stockholm'e düşerse Turist Bürosu'ndan Stockholm Card (çeşitli uzunluklarda var yanılmıyorsam- biz 3 günlük aldık) alın. Bütün toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanabilir, müzelere kartı göstermek kaydıyla ücretsiz giriş yapabilirsiniz.

7.29.2013

yeniden...

En son Şubat 2012'de yazarak kendime ait üşengeçlik rekorunu kırmış bulunuyorum sanırım. Hoş bundan sonra ne kadar düzenli yazarım bilmiyorum, ama ben başlayayım da belki gerisi gelir...

Son 1.5 senede hayatım oldukça değişti sevgili eski okuyucularım (her neredeyseniz ve beni hala  unutmadıysanız).... Sanırım en önemli değişiklik doktorayı bitirip 7 senedir yaşadığım üniversite kasabasında ayrılmam ve Türkiye'ye geri dönmem oldu... Aralık 2012'de tezi savunup, teslim edip bavullarımı kaptığım gibi İstanbul'uma, eşime ve aileme kavuştum. İstanbul'un sevdiğim bir köşesinde sevdiğim bir işim var...

6 senelik evliliğimiz boyunca pek göçebe bir hayat yaşadıktan sonra çok şükür eşimle aynı çatı altında yaşayabiliyoruz, evi yerleştirmek ve düzenlemekle vakit geçirebiliyorum... Çarşamba günleri kurulan Sarıyer pazarına komşumla gidip, ABD'de bulamadığım bütün sebzeleri alıp sebze kürleri düzenliyorum son günlerde...

Aslına bakarsanız yazmamamın sebebi bolca Nurturia'da sosyalleşmem. Günlük olarak oraya yazınca buraya yazacak birşey kalmıyor sanırım.

Komşumuzun 7 aylık bir kızı var, Z.D. İkinci annesi olarak çeşitli aktivitelerde bulunuyoruz (annesine 30 dakikalık molalar verdirmek gibi).... Sanırım benim "teoride zehir gibi ama pratikte sallanmakta olan" bebek bakımı bilgilerimi böylece sallanmaktan kurtarabiliyorum. :)

Şimdilik bu kadar olsun mu, merhaba deyivermiş, gönlünüzü almış sayın siz de beni...

İlerleyen günler için de Stockholm ve Roma resimlerinden oluşan bir-iki yazı hazırlayayım ben de...

2.21.2012

bugün böyleymiş İstanbul...

dün eltim istanbulizle.com diye bir siteyi tavsiye etmiş. ben baktığımda Istanbul'da saat sabah 3:30tu. Istiklal'deki akşamçılar ve evlerine dönen müzisyenlerden başka bir atraksiyon yoktu... 





bir de şimdi bakayım dedim. birinci resim Beyazıt Kulesi 1 adlı kameradan, ikincisi de Sultanahmet kamerası... aslında birinci kamerada bir anlık Beyazıt Meydanı görünüyordu da, ben grab'le anlaşana kadar Kapalıçarşı/Nuruosmaniye manzarası geldi... Hoş, arkadaki Sultanahmet silueti beni benden aldı ya yine...

Bir de Capital Radio'yu açtım, 90lar, erken 2000ler...

2.20.2012

Geçen gün canım limonlu kurabiye istemişti. Fakat standardizasyon hastası olan bir insan olarak kurabiyelerimin ve muffinlerimin aynı boyutlarda olması benim için önemli... ilk önce, geçen sene, 2. resimde sağda gördüğünüz dondurma kaşığını almıştım. Buranın ölçüsüyle 3 yemek kaşığına denk geliyor ve bir muffin kabı ölçüsünde tam olarak.... Bu kurabiye işi çıkınca da 1 yemek kaşığı ölçüsünde olan kırmızıyı aldım... limonlu kurabiyenin tarifi şuradan, ciddi bir tereyağı oranı var, öyle abartmamak lazım... ama içi yumuşacık, mis gibi de limon kokuyor...

kakaolu çatlak kurabiyelerin tarifi de buradan, bunun içindeki tereyağı oranı çok çok az, ama o da yumuşacık oluyor, özellikle bayıldım buna..


 kaşıkların markası Kuhn Rikon, amazon'dan aldım.
Bu markanın ürünlerine bayılıyorum. hem yenilikçi dizaynları var, 
hem de gerçekten işe yarayan aletler yapıyorlar. 
alıp da bayıla bayıla kullanmadığım hiçbir ürünleri olmadı şimdiye kadar.

pek yamuk çıkmış buncağız... kendisi yuvarlak bir battaniye...
onun tarifi de şurada...

2.15.2012

burada hic kar yagmiyor.
bu iyi mi kotu mu bilmiyorum.
nisan ortasinda yagip bir tarafimizda patlarsa nolur bilmiyorum.
ekim'in sonundaki firtinadan beri yagmadi. ama hava soguk.

andre bocelli dinliyorum, yalnizligima iyi geliyor.

Lamy marka dolma kalem aldim kendime. yazmaya doyamiyorum. simdilik kendisiyle gelen kartusu kullaniyorum, ama bitince aldigim namiki iroshizuku marka murekkebi kullanmak istiyorum.

belirsizliklerden nefret ediyorum.

bahar gelsin istiyorum....

2.11.2012

PBS; seni seviyorum...

PBS: public broadcasting service. bizim TRT gibi birşey...

yılın başında yazdığım bir postta viyana'daki yeni yıl konserini seyrettiğimi söylemiştim... onu ne kadar seyretmek istiyorsam, bir de Andre Bocelli'yi canlı olarak dinlemek de başka bir müzikal dileğim... neyse, bu akşam da Andre Bocelli'nin NY Central Park'ta geçen eylülde ücretsiz olarak verdiği konseri yayınladılar... Bu Central Park konseri içimde çok fena bir uktedir, zira, bir hafta sonra NY'taydım, ve o zaman farkettim konserin olup bittiğini... çok üzülmüştüm... neyse, belki evren duyar sesimi de....

nessun dorma...