Nazım Hikmet Quotes

Quotes tagged as "nazım-hikmet" Showing 1-19 of 19
Nâzım Hikmet
“Demiştim sana hatırlarsan:
“Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,
‘zamanla bırakmamak’tir..”
Nazım Hikmet

Nâzım Hikmet
“Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız”
Nâzım Hikmet, Poems of Nazım Hikmet

Nâzım Hikmet
“Sende, ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,
sende, ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,
sende uzaklığı,
sende, ben, imkânsızlığı seviyorum.

Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
ve kan ter içinde, aç ve öfkeli,
ve bir avcı iştihasıyla etini dişlemek senin.

Sende, ben, imkânsızlığı seviyorum,
fakat aslâ ümitsizliği değil...”
Nâzım Hikmet Ran, Henüz Vakit Varken Gülüm

Nâzım Hikmet
“İsterdim ki ben,
bir kitap bekçisi olayım
camları güneşli bir kitap evinde.
Duyduğum zevklerin en doyulmazıdır
yıldızlı cenup denizlerinin alevinde sabahlar gibi
sevilen bir kitap başında sabahlamak..."

Sayfa: 368”
Nâzım Hikmet, Poems of Nazım Hikmet

Nâzım Hikmet
“Ne kadar çok kayış, kasnak
ne kadar çok volan
ne kadar çok motor
dönüyor, ha babam dönüyor, ha babam dönüyor, dönüyor,
ne kadar çok adam, ne kadar çok adam
işsiz kalırsam, işsiz kalırsam, diye düşünüyor.”
Nâzım Hikmet, Human Landscapes from My Country: An Epic Novel in Verse

Nâzım Hikmet
“Memleketimde ve yeryüzündeki insanların çoğu mahrumdur bol bol düşünebilmek saadetinden. Vakitleri ve imkanları yok. O kadar çok çalışıyor, öyle yorgundurlar ki gece, altmış yaşında bile, yatağa girdikleri zaman uyku kurşun gibi bastırıyor. Belki uykuda rüya görülür, ama düşünülmez.”
Nâzım Hikmet Ran, Human Landscapes from My Country: An Epic Novel in Verse

Nâzım Hikmet
“Ben içeri düştüğümden beri
güneşin etrafında on kere döndü dünya.

Ona sorarsanız:
"Lâfı bile efilmez,
mikroskobik bir zaman."

Bana sorarsanız:
"On senesi ömrümün."

Bir kurşun kalemim vardı
ben içeri düştüğüm sene.
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi.
Ona sorarsanız:
"Bütün bir hayat."
Bana sorarsanız:
"Adam sen de, bir iki hafta."

Katillikten yatan Osman,
ben içeri düştüğümden beri,
yedi buçuğu doldurup çıktı,
dolaştı dışarlarda bir vakit,
sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri,
altı ayı doldurup çıktı tekrar,
dün mektup geldi, evlenmiş,
bir çocuğu doğacakmış baharda.

Şimdi on yaşına bastı,
ben içeri düştüğüm sene,
ana rahmine düşen çocuklar.
Ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları,
rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan.

Fakat zeytin fidanları hâlâ fidan,
hala çocuktur.

Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde
ben içeri düştüğümden beri.

Ve bizim hane halkı
bilmediğim bir sokakta
görmediğim bir evde oturuyor.

Pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek
ben içeri düştüğüm sene.

Sonra vesikaya bindi,
bizim burda, içerde, birbirini vurdu millet
yumruk kadar, simsiyah bir tayın için.
Şimdi serbestledi yine,
fakat esmer ve tatsız.

Ben içeri düştüğüm sene,
İKİNCİSİ başlamamıştı henüz.
Daşav kampında fırınlar yakılmamış,
atom bombası atılmamıştı Hiroşima'ya.

Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman.
Sonra kapandı resmen o fasıl,
şimdi ÜÇÜNCÜDEN bahsediyor Amerikan doları.

Fakat gün ışıdı her şeye rağmen
ben içeri düştüğümden beri.
Ve "Karanlığın kenarından
ONLAR ağır ellerini kaldırımlara basıp
doğruldular" yarı yarıya.

Ben içeri düştüğümden beri
güneşin etrafında on kere döndü dünya.
Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine,
ben içeri düştüğüm sene
ONLAR için yazdığımı:
"Onlar ki toprakta karınca
suda balık
havada kuş kadar
çokturlar,
korkak, cesur,
cahil, hakîm
ve çocukturlar,
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
şarkılarımda yalnız onların mâceraları vardır."
Ve gayrısı,
meselâ benim on sene yatmam,
lâfü güzaf.”
Nâzım Hikmet Ran, Henüz Vakit Varken Gülüm

Nâzım Hikmet
“Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Kubbeli, çınarlı mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın...”
Nâzım Hikmet Ran, Henüz Vakit Varken Gülüm

Nâzım Hikmet
“Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Nâzım Hikmet Ran, Henüz Vakit Varken Gülüm

Nâzım Hikmet
“Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter Rıhtımı'nda dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam'a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli
incecikten bir yağmurla karışarak.

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkımsöğütlerin.
Paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şeyler çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız.”
Nâzım Hikmet Ran, Henüz Vakit Varken Gülüm

Zülfü Livaneli
“Nazım'ın bir Paris gezisinde yaşanan müthiş bir olay var: O zamanlar Abidin Dinolar Seine Nehri kıyısında, asansörsüz bir evin yedinci katında oturuyorlarmış. Moskova'dan gelecek olan büyük şaire, güzel bir memleket sofrası hazırlamışlar ama kalp hastası olduğu için o yedi katı çıkmasından kaygılanıyorlarmış. Şöyle bir çözüm bulmuşlar sonunda: Her kata iki sandalye yerleştirmişler. Yaşar Kemal, Nazım'ı getirecek, sonra her katta mola vererek anlattığı hikayelerle onu oyalayacak, böylece Nazım'ın merdivenleri dinlene dinlene çıkması sağlanacakmış. Öyle de olmuş. Yaşar Abi memleket hasretiyle içi yanan Nazım'a her katta hikayeler anlatmış. Bu olay bende hayranlık uyandırmıştır hep; ne güzel roman olur diye düşünmüşümdür. Adı belli: Yedi Kat Hikayeleri. Bölümler de belli: Birinci Kat, İkinci Kat, Üçüncü Kat... Keşke yazsaydı.”
Zülfü Livaneli, Gözüyle Kartal Avlayan Yazar: Yaşar Kemal

Can Dündar
“Varna'da hasret öyle derin memleket öyle yakındı ki Nazım bir ara dayanamayıp kızıl kumsalın denizle birleştiği en uç noktaya gitti, gözlerini karşı kıyıya dikti. Aklında Münevver, kalbinde Vera, yanında Gala vardı.

Sayfa:100”
Can Dündar, Nazım

Can Dündar
“İstanbul, uzaklaştı ufukta...
Geride, yalnız bir eşle 2,5 aylık bir oğul bırakmıştı Nâzım Hikmet...

...tabii bir de artık hiç göremeyeceği bir memleket...
Gemi Bükreş’e doğru yola koyulurken kederlendi.
Şimdi ölümüne kadar sürecek “hasret yılları” başlıyordu..

Nâzım Hikmet’i Bükreş’ten Moskova’ya taşıyan uçak 29 Haziran 1951 günü Vnukovski Havalimanı’na indi.
Apronda onu Sovyet Yazarlar Birliği üyeleri bekliyordu.
Sovyet yazarları Nâzım’ı çiçeğe, alkışa ve övgüye boğdu.

Şair Nikolay Tikhonov onu şu sözlerle karşıladı:
Sevgili dostum, barış için savaşan sesler arasında sizinki, insanlığın dinlediği en güçlü seslerden biriydi. Onun diğer seslerden farklılığı, hapishane duvarlarını ve tüm engelleri aşmasındaydı. Bugün bu sesi, semalarımız altında duyduğumuz için çok mutluyuz. Bu ses, barış ve özgürlük savaşçısı Nâzım Hikmet’in sesidir.”
Can Dündar, Nazım

Nâzım Hikmet
“Çok uzaklardan geliyoruz çok uzaklardan...
Ve artık saçlarımızı tutuşturarak
gecenin evinde yangın çıkaracağız;
çocuklarımızın başlarıyla kıracağız karanlık camlarını!..
Ve bizden sonra gelenler demir parmaklıklardan değil,
asma bahçelerden seyredecek bahar sabahlarını, yaz akşamlarını...

Sayfa:127”
Nâzım Hikmet, Poems of Nazım Hikmet

“Evet, Nazım kimin kim olduğunu şimdi öğrendim. Şairlerin güzellikleri abartma eğiliminde insanlar olduklarını ve sevdiklerinin yeteneklerini yücelttiklerini biliyorum, artık.”
Vera Tulyakova Hikmet, Bahtiyar Ol Nâzım

Nâzım Hikmet
“Hangi köylü benim köylümden iyi bilir kahrolası hünerini yamaların?”
Nâzım Hikmet Ran, Human Landscapes from My Country: An Epic Novel in Verse

Nâzım Hikmet
“Analardır adam eden adamı
aydınlıklardır önümüzde gider.
Sizi de bir ana doğurmadı mı?
Analara kıymayın efendiler.
Bulutlar adam öldürmesin.

Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
uçurtması geçiyor ağaçlardan,
siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
Çocuklara kıymayın efendiler.
Bulutlar adam öldürmesin.

Gelinler aynada saçını tarar,
aynanın içinde birini arar.
Elbet böyle sizi de aradılar.
Gelinlere kıymayın efendiler.
Bulutlar adam öldürmesin.

İhtiyarlıkta aklına insanın,
tatlı anıları gelmeli yalnız.
Yazıktır, ihtiyarlara kıymayın,
efendiler, siz de ihtiyarsınız.
Bulutlar adam öldürmesin.”
Nâzım Hikmet Ran, Henüz Vakit Varken Gülüm

Nâzım Hikmet
“That's it' one day Mother Nature will say to us, 'no more laughter, no more tears, my child.'
The vast, infinite life will begin all over again,
a life not seeing, not talking, not thinking.”
Nâzım Hikmet, Henüz Vakit Varken Gülüm

Zekeriya Sertel
“Nâzım, Türk şiirine iki yenilik birden getirdi.. Biçimde serbest nazmı, özde ise devrimciliği Türk: şiirine getiren O'dur. O vakte kadar şairler aruz. ve hece vezinlerini kullanırlardı. Aruz sönmeye, hece vezni yayılmaya başlamıştı. Fakat Türk şiirine serbest nazım girmemişti. Özdeki değişiklik ise, çok daha önemliydi.”
Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım