Orthodox Hymns in Turkish

Υasam azizler (Bίοι Αγίων Μικτοί) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Υasam azizler (Bίοι Αγίων Μικτοί) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2009 Pazar

AZİZE SOFİA VE ÜÇ KIZI PİSTİ, ELPİDA, AGAPİ - (Aγία Σοφία καιοι κόρες της Πίστη, Ελπίδα, Αγάπη)

AZİZE SOFİA VE ÜÇ KIZI PİSTİ, ELPİDA, AGAPİ



Azize Sofia putperest Kral Adrianos döneminde (117-138 İ.s.) yaşamıştır. Kökeni İtalyanın bir şehrindendi. Azizenin kökeni saygıdeğer bir aile olmakla beraber kendisi Tanrı sever bir insandı. Azize Sofia’nın hayatı dul kalınca çok zorlaştı çünkü azizen büyütmesi gereken üç tanede kızı vardı. Bu kızlar Pisti, Elpida ve Agapi idi. Bir gün Roma’ya yolculuk etme kararı aldılar ve oradan hiç bir zaman geri dönmediler. Sofia dışarıda zor işlerde çalışıyor evine geldiğinde de kızlarını Tanrı’nın sözü ile eğitiyordu. Anne ve kızlar gerçektende Tanrı sözüyle yaşıyor bu bir çok kişi tarafından hayranlıkla takip ediliyor ve bir çok kişide onlara benzemeye çalışıyordu. Ancak o bölgede yaşayan fanatik putperestler azizeyi ve kızlarını bölgenin sorumlusu Antiohos’a şikayet ettiler. Antiohos kralın en güvendiği adamlarından birisiydi. Böylece hemen krala giderek ona Sofia ve kızlarının putlara tapınmadığını ve böylece krallık kanunlarına karşı geldiklerini söyledi. Kral hemen tutuklanmalarını ve yargılanmalarını emretti. Askerler aileyi tutuklayarak hemen yargıça götürdüler. Aile kesinlikle korkmuyor sonuna kadar cesaretini koruyordu. Yargıç:
- Adın nedir, kimsin ve inancın nedir?
- Adım Sofia, ben gerçek Tanrı olan Hz. İsa’nın kuluyum. Biz Roma’ya dinimizi saklamak için değil duyurmak için geldik. Biz dinimiz için her türlü cezaya katlanmaya hatta sonsuz hayata kavuşmak için ölmeye bile hazırız.
Yargıç azizenin bu cesaretini ve söylediklerini duyduğu zaman ona hayran kaldı ve ne diyeceğini şaşırdı. Yargıç azizenin kızlarını alarak onları Palladia adında bir kadına putperestliği aşılamaları için üç günlüğüne gönderdi. Üç gün sonra yargıç kızları karşısına getirtti. Bu üç gün içerisinde kızlar kadının putlar hakkındaki eğitise önem vermeden gece gündüz Hz. İsa’yı herkesin önünde kabul ettikleri taktirde Ondan alacakları bağışı düşünmüşlerdi. Yargıç Palladia’nın kızları kandıramadığını gördüğü zaman bu seferde kendisi kızlara değişik sözler söylemeye başladı. Kendiside bir şey başaramayınca kızlara putlara tapınmadıkları takdirde kendilerini çok ağır cezalandıracağına yemin etti. Kızlar yargıcın tehtitlerine önem vermeden dinlerinden kesinlikle vaz geçmeyeceklerini söylediler. Yargıç en büyüğü hariç diğer iki kızı hapse attırdı ancak büyük olan kız (o zamanlar 12 yaşında idi) cesaret içerisinde şunları söyledi:
- Hangi mantıklı insan gerçek Tanrı’yı bırakıpta var olmayan ve insanlar tarafından yapılmış olan tanrılara inanır? Ben yalnızca Mesih İsa’ya inanırım, bizim için ölüme yürümüş olan kişiye!
Yargıç o kadar çok sinirlendiki hemen ellerinin arkadan bağlanmasını soydurulup acımasızca dövülmesini emretti. Yüce Tanrı kulunu yalnız bırakmayarak mucizesini gerçekleştirdi. Genç kızın vucudunda darbelere rağmen hiç bir iz yoktu ve hiç bir acı hissetmiyordu. Yargıç bu mucizevi olaya hala inanamıyordu. Yargıç o kadar taş kalplidiki azizenin göğüslerinin kesilmesini emretti. O anda ikinci bir mucize gerçekleşti. Göğüslerini kestikleri anda kan akacağı yerde bir saygı gösterisi olarak süt akmaya başladı. Bu olaydan korkan yargıç azizenin canlı canlı yakılmasını emretti. Tanrı bu seferde kulunu koruyarak hiç bir acı hissettirmedi ona. Daha sonra askerler zift kaynatarak azizenin üzerine döktüler. Azizenin bedeninin erimesi gerekirken azize cennetin serinliğini üzerinde hissetti. Yargıç en sonunda azizenin başının kesilmesini emretti. Genç azize mutluluk içindeydi. Annesi azize Sofia kızının Tanrı’yı terk etmemesinden dolayı Tanrı’ya şükr ediyordu. Yargıç en büyük kız olan Pisti’yi kandıramayınca bu sefer ortanca kız Elpiday’ı yanına çağırttı. Elpida henüz 10 yaşında idi. Hemen putlara tapınmasını emretti yargıç küçük Elpida’ya ama Elpida cesaretle yargıca:
- Kız kardeşimi öldüren zalim adam beni boşu boşuna şeytanın kulu yapmaya çalışma ben yalnızca bütün insanlığın kurtarıcısı olan gerçek Tanrı’ya inanırım.
Yargıç kızın bu sözlerini duyduğu zaman 10 yaşındaki bir kızın karşısında kendisini güçsüz hissetti. Hemen kızın asılmasını ve vucudunun demir tırnaklarla yırtılmasını emretti. O anda bir mucizevi olay daha gerçekleşti. İşkenceciler azizenin vucudunu yaralarken yüzü güneş gibi parladı ve bedeni etrafına muhteşem bir koku şaçtı. İşkenceciler korkarak hemn işkenceyi durdurdular. Yargıç hemen azizenin başının kesilmesini emretti ve böylece azize Elpida’nın temiz ruhu Tanrı’nın meleklerine teslim oldu. Azize Sofia ikinci kızınında boyun eğmediğini görünce Tanrı’ya bir kez daha teşekkür ederek üçüncü kızınında işkencelere dayanması için içinden gizlice dua ediyordu. Bu seferde azize Sofia’nı dokuz yaşında olan üçüncü kızı Agapi yargıcın karşısına getirildi. O putlara tapmayı red ederek yargıca:
- Beni inandırabileceğini sakın zannetme çünkü bende kız kardeşlerimin yolunda yürüyeceğim. Ben Tanrı’mı ruhumun bütün gücüyle seviyorum ve Ondan başka hir bir tanrıya inanmayacağım!
Zalim yargıç genç azizenin yüksek bir direğe bağlanmasını ve acımasızca öküz sinirlerinden yapılmış olan kamçı ile dövülmesini emretti. Ardından ateş yakarak Agapi’nin putlara tapınmasını emretti. Dokuz yaşındaki azize bunu cesaretle red ederek tek başına ateşin içerisine yürüdü. O anda mucizevi bir şekilde ateş etrafa yayılarak bir çok putperesti yaktı. Hatta yargıcın bedeninde bir çok yara açılmasına rağmen azizeye hiç bir şey olmadı. Yargıç sinirinden o kadar kudurduki azizenin oradan çıkartılıp daha da acımasızca işkence görmesini emretti. Artık yargıç küçük kızı inandırmak istemiyor kendisini küçük düşüren bu kızın Tanrı’sından intikam almak istiyordu. Askerler ona yaklaştıkları anda doğal olmayan bir görüntüyle karşı karşıyaydılar. Küçük azizenin etrafında melekler azizeyi korumaktaydılar. Azizeyi yakalamak isteyen askerler o anda can veriyorlardı. Askerler azizeyi oradan çıkartamayacaklarını anladıklarında kesdisinden çıkmasını rica ettiler azizede buna uyarak Tanrı’ya yaşanan bütün mucizeler için şükrederek ateşin içerisinden çıktı. Bencil yargıç gördüğü bunca mucizeye rağmen yumuşamıyor ve yaptıkları için pişman olmuyordu. Gerçek Tanrı’nın dinini adeta hiçe sayıyordu. Yargıç kızın bedenine acı çekmesi için büyük çiviler çakılmasını emretti. Daha sonra küçük düşen yargıç diğer kız kardeşlerine yaptığı gibi bu azizeninde kafasının kesilmesini emretti. Agapi Mesih İsa adına kanını dökeceği saatin geldiğini anladığında Tanrı’ya şükr etmeye başladı ve bu yüzden Tanrı bu üç kıza cennetin kapılarını sonuna kadar açtı. Daha sonra Sofia kızların bedenlerini alarak kokularla süsledi ve bir kiliseye giderek orada onları gömdü. Hristiyanlar bedenleri alarak onlara gerekli olan saygıyı ve itimadı gösterdiler. Kızlarını kaybettiği için bir yandan üzülüyor bir diğer yandan ise kızlarını Mesih İsa adına şehit vermekten mutluluk duyuyordu. Aradan üç gün geçtikten sonra Sofia kızların bedenlerinin yanına gelerek şöyle dedi:
- Kutsal olanlar, annenizide sizin olduğunuz yere kabul edin!
Bunun hemen ardından azize Sofia can verdi. Azize sofia ve kızları bugüne dek bir çok mucize gerçekleştirmişlerdir. Yortuları kilisemiz tarafından her sene 17 Eylülde anımsanmaktadır.

AZİZ GEORGİOS VE AZİZE POLİHRONİA - (Άγιος Γεώργιος - Αγία Πολυχρονία)

AZİZ GEORGİOS VE AZİZE POLİHRONİA

Aziz Georgios İ.s. 280 yılında zengin bir ailenin çocuğu olarak Kapadokya’da dünyaya geldi. Babası Gerondios zengin bir ailenin çocuğuydu ve putperestti. Kısa bir zaman sonra vefat etti. Böylece aziz küçük yaşta iken annesiyle beraber annesinin memleketi olan Filistin’in Lidda şehrine göç etti. Hristiyan olan annesi Polihronia oğlunun ruhi gelişimine çok önem verdi. Aziz 18 yaşına bastığında Roma ordusuna asker olarak alındı. Zeki bir insan olduğundan henüz 20 yaşında iken askeriyede binbaşı oldu ve herkes tarafından saygı görmeye başladı. O kadar önemli bir kişiliğe sahip olmasına rağmen hiç bir zaman içerisindeki Mesih İsa sevgisi sönmemişti.
O dönemde Hristiyanlara karşı savaş açılmıştı. Putperest kral askerlerine hristiyanlara işkence yapmalarını, onları hapse kapatlmalarını hatta putlara tapınmayı red edenlerin öldürülmesini emretti. Bir çok kişi Mesih adına şehit oldu. Kadın erkek yaşlı çocuk demeden hergün bir çok kişi ölüyor ama bu kişiler Tanrı’dan göklerin tacını kazanıyorlardı. Aziz Georgios Kral Dioklitianos’un emrine uymadı.
- Kralım sen bir katilsin! Sana hiç bir zaman dokunmamış ve zarar vermemiş olan suçsuz hristiyanları öldürtüyorsun.
Kral çok şaşırdı.hiçbir zaman sevgili binbaşısının ona böyle konuşacağı aklına gelmezdi.
- Georgios bu söylediklerine inanıyormusun? Sendemi Nazaret’liye inanıyorsun yoksa? Bu davranışın için seni cezalandırabileceğimi bilmiyormusun?
- Evet ben Hristiyanım ve senin cezalarından korkmuyorum çünkü Mesih bana güçveriyor.
Kral azizin bir direğe asılarak üzerine oklar atılarak bedeninin delik teşik edilmesini emretti. O anda mucize gerçekleşti. Oklar havada azize doğru giderken bazıları yön değiştiriyor bazılarıda yamuluyordu. Hiç bir tanesi azize değmedi. Kral bunun üzerine azizin karnının üzerine ağır bir taş konulmasını ve diğer günün sabahına kadar öylece hapiste bırakılmasını emretti. Sabah olduğunda kral azize fikir değiştirip değiştirmediğini sordu.
- Bana ne yaparsan yap dinimden dönmeyeceğim. Senin sahte tanrılarınada hiçbir zaman tapınmayacağım.
Kral azizin tahtadan yapılmış bir tekerleğe bağlanmasını emretti. Tekerlek dönerken alt tarafta bulunan bıçaklar azizin sırtını yırtmaktaydılar. Aziz bu işkenceye göğüs geriyor ve dua ediyordu. O sırada göklerden yıldırımlar düşmeye başladı ve bir ses duyuldu.
- Georgios cesur ol ben senin yanındayım!
O anda aziz elleri çözülü bir şekilde tekerlekten inmişti. Askerler korkarak hemen krala gittiler ve olanları anlattılar.
- Kralım Tanrı’sı gerçek biz de Ona inanıyoruz.
Kral ne yapacağını bilemez bir halde hemen iki komutanını yanına çağırarak azizi yakalamalarını emretti. Ancak onlarda bu mucizeyi gördüklerini ve bu yüzden onlarında Mesih’e inandıklarını ve kendisinin sözünü dinlemeyeceklerini söylediler. Bunun üzerine kral başka işkencecilere emir vererek Mesih’e inananların başının kesilmesini emretti. Ertesi gün kralın emri ile askerler azizi şehrin dışına götürdüler. Orada kireç ile dolu olan bir çukur bulunmaktaydı. Azizi üç gün orada yanması için içine attılar. Son gün askerler azizin bedeninden arda kalanları almak için çukura gittiler. Çukura vardıklarında azizin çukurdan canlı çıktığını ve ona hiç bir şey olmadığını gördüler. Putperestler mucizeyi gördüklerinde çok şaşırdılar ve bir çoğu hristiyan oldular. Kral bunu öğrendiği zaman işkencecilerden başka bir işkence hazırlamalarını istedi. Demirden yapılmış olan bir çift ayakabının ateşte kızartıldıktan sonra azize giydirilmesi emredildi. Ayakabıları giydiğinde yaralanması için koşmasını emrettiler. Aziz, Tanrı’nın sürekli olarak yanında olduğunu bildiğinden işkencye ve acılara göğüs geriyordu. O Korkunç işkencenin ardından Dioklitianos bir kez daha azizi yanına çağırdı. Azizin yaralanmamış bir şekilde yürüdüğünü gördüğü zaman korkarak azizi büyücü olmakla suçladı.
- Ben büyücü değilim, diye cevap verdi aziz, ama beni iyileştiren Tanrım’dır.
Bunun üzerine sinirlenen Dioklitianos azizin ucudundan kan gelene kadar acımasızca döülmesi için askerlerine emir verdi. Bunun ardından krallığının en güçlü büyücüsünü çağırarak azizi emirlerine uyması için büyülemesini yada büyüleriyle öldürmesini istedi. Büyücü iki zehir hazırladı. Bunlardan ilki azizin mantığının yok olmasına sebep olacak ikincisi ise ölümüne neden olacaktı. Kralın emri ile aziz ilk zehiri içti ve zarar görmedi. Daha sonra ikinci zehiri içmesi için emir aldı ama bir kez daha Mesih’in yardımıyla aziz sağlıklı kaldı. Bu büyücü benden daha güçlü, diye bağırdı büyücü Athanasios.
- Ben büyücü değilim. Sizin şaşırmanıza neden olan şey Mesih İsa’nın gücüdür. Sizde ona inanın.
Sarayda bulunanlardan bir kişi
- İnanmamızı istiyorsan öldürmüş olduğumuz hristiyanlardan bir tanesini dirilt o zaman
Diye seslendi azize.
Aziz İsa’nın şükredilmesi için ölüye yaklaştı ve dua ettikten sonra ölüye
- Mesih İsa’nın adına kalk!
O anda ölü dirildi ve herkes dilini yutmuşçasına sessiz kaldı. Bunun üzerine büyücü Athanasios kendisininde Mesih İsa’ya taptığını söyledi.
- Bende hristiyanım artık kralım, affet beni Georgios.
Dioklitianos’un askerleri olaydan korkarak büyücüyü ve dirili adamı alarak öldürdüler.
O gece aziz rüyasında Mesih’in onunla konuştuğunu ve ona cesaret verdiğini gördü. Sabahleyin Dioklitianos son kez azize putlara tapınmasını emretti. Aziz kraldan putların bulunduğu Apollon tapınağına gitmelerini istedi. Aziz tapınağa girdiğinde haçını yaptı. O anda haçın güçünden korkan şeytan şunları söyledi:
- Ben tanrı değilim! Sizin inandığınız bu putlarda gerçek değil hepsi sahte. Gerçek Tanrı Georgios’un bahsettiği kişidir.
O sırada büyük bir deprem oldu ve putlar yere dağılarak paramparça oldular. Gizli bir hristiyan olan kraliçe Aleksandra gürültüden uyandı. O anda kendisinde dinini açıklaması gerektiğini anlayarak tapınağa geldi.
- Georgios’un Tanrı’sı sen tek ve gerçek olan Tanrı’sın.
Dioklitianos karısının ve azizin cezasını hazırlarken bunu duyan annesi azizin yanına geldi ve yanına yaklaştı. Kral kadını gördüğü zaman kim olduğunu sordu.
- Bende oğlum gibi hristiyanım ve adım Polihronia.
Dioklitianos sinirlenerek kendisinide diğer şehit azizlerle beraber hapse kapattı. Kraliçe Aleksandra’yı öldürmeden önce aynı gece hapishanede dua ederken can verdi. Ertesi gün yani 23 Nisan günü azizin annesine kızartılmış demir ayakkabılar giydirdiler. O anda azizenin yüzünde parlak bir ışık belirdi ve ortalığı mükemmel bir koku kapladı. Azize böylece bedenini ve ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Daha sonra azizi öldürecekleri yere götürdüler. Aziz diz çöktükten sonra kafası kesildi. Aziz Georgios Kara ordusunun koruyucusudur. Yortusu bütün Ortodoks’lar tarafından 23 Nisan’da kutlanmaktadır. Aziz kutsal ikonalarında bir atın üzerinde bir yaratığı öldürürken görüntülenir. Tarihe göre anadoluda insan yiyen vahşi bir yaratık yaşarmış. O bölgenin putperest kralı kendilerinin tehlikede olmaması için yaratığa hergün bir çocuk verlmesini emretmişti. Bir gün kraliçeninde kızını yaratığa verme sırası gelmişti. O sırada aziz atın üzerinde gelerek kızı kurtardı ve yaratığı öldürdü. O andan itibaren oradaki tüm putperestler Mesih İsa’ya inandılar. Bir başka idiiaya görede yaratık putperestleri temsil eder.

MISIRLI AZİZE MARİA VE AZİZ ZOSİMAS - (Αγία Μαρία η Αιγυπτία και Άγιος Ζωσιμάς)

MISIRLI AZİZE MARİA VE AZİZ ZOSİMAS




Azize Maria İ.s. 345 yılında Mısır’da doğdu. Daha küçük yaştan çok güzel bir kızdı ve ailesinde gerekli olan dini eğitimi almadığından günahkar bir hayata düştü. 17 yaşında evini terk ederek İskenderiye’ye gitti. Yaşayabilmek için tarlalarda çalışıyor vaktinin geri kalan zamanında ise gençlerle eğlenip gece hayatına önem veriyordu. Tam 17 yıl İskenderiye’de bu şekilde yaşadı. Genç Maria bir gün limanda yürürken insanların bir gemiye bindiklerini gördü. Birinin yanına yaklaşarak neler olduğunu sordu. O Haç bayramı geldiğinden geminin Kudüs’e gideceğini söyledi. Genç Maria yeni insanlarla tanışmak için kendiside yolculuk etmek istedi ama parası olmadığından bir kaç erkeğe giderek eğer biletini öderlerse kendisininde onlara kendi yoluyla ödeme yapacağını söyledi ve gerçektende borcunu bedenini satarak ödedi. Gemi Kudüs’e vardığında halk şehre kadar yürüdü Maria’da onları takip etti. Haç bayramı vardığında halk Mesih İsa’nın bizim için kanını bıraktığı haça tapınmak için kiliseye gitti. Maria kiliseye gitmeye karar verdi ama gitmekteki amacı haça tapınmak değil gençlere bakmaktı. Kilisenin kapısına vardığı zaman görünmeyen bir güç onu kilisenin kapısında tutuyor kiliseye girmesine izin vermiyordu. Maria bundan çok korkarak ağlamaya başladı. O anda günahkar biri olduğundan Tanrı’nın girmesine izin vermediğini anladı. Bunun üzerine Maria Meryem ana’ya dua ederek onu affetmesini ve haça tapınması için kiliseye girmesi için izin vermesini istedi. Böylece azize günahkar hayatına bir ömür boyu son verecekti. Meryem ana mucizesini yaptı ve azize kiliseye girerek haça tapındı. Azize uzun bir süre ağladıktan ve haça tapındıktan sonra Meryem ana’dan ona söz verdiği gibi kendisini günahsızca Tanrı yolunda yaşayacağı bir yere yönlendirmesini istedi. O anda Meryem ana duyuldu:
- Eğer Ürdün ırmağını geçersen orada istediğin gibi yaşayacaksın.
Azize emre uyarak hemen üç ekmek satın aldı ve yola çıktı. Irmağı geçtikten sonra gündüzün korkunç sıcağında ve gecenin inanılmaz soğuğunda çölde yaşamaya başladı. Orada durmadan dua ediyordu ve yediği tek yemek ise vahşi ottu. Elbiseleri yırtıldı, güzel vucudu iskelet haline geldi ve şeytan onu eski hayatına döndürmek için sürekli olarak eski hayatını hatırlatıyordu. Azize buna rağmen Tanrı’ya onu affetmesi için durmadan gece gündüz dua ediyordu.
O zamanlar Filistin yakınlarında bir mağarada 53 yıl boyunca bir mağarada Zosimas diye bir adam Tanrı isteği doğrultusunda yaşıyordu. Bu adam çok inançlı ve dürüsttü. Her zaman düşündüğü tek şey manevi yönden gelişmesi için bir azizle karşılaşması ve ona yardım etmesi idi. Bir gün Tanrı’nın meleği azize görünerek isteğinin yerine gelmesi için Ürdün ırmağının yakınlarındaki Vaftizci Yahya manastırına gitmesini söyledi. O manastırda rahipler paskalya bayramından 40 gün önce zor bir dua dönemi için hepsi ayrı ayrı olarak az yada hiç yemekle çöle gitmekteydiler. Böylece aziz Zosimas’ta rahiplerle beraber ıramğı geçtikten sonra herkes gibi oda kendi yoluna gitti. Aziz Zosimas bir gün sessiz bir yerde dua ederken bir şeyin hareket ettiğini hissetti. Oraya baktığında çok zayıf ve beyaz saçlı bir insanın yürüdüğünü gördü. Aziz bu insanın bir rahip olduğunu sanarak yanına gitmek istedi ancak o koşmaya başlayınca aziz durması için rica etti.
- Aziz Zosima ne olur yaklaşma çünkü elbiselerim yok! diye bir kadın sesi duyuldu.
Bu kadın azize Maria idi. Aziz azizenin ismini bilmesine çok şaşırdı ve ona Tanrı tarafındfan verilmiş olan bu özelliğe hayran kalmıştı. Daha önce hiç birbirlerini görmemişlerdi. Bunun üzerine aziz cübbelerinden bir tanesine azizenin giymesi için ona verdi ve daha sonra azizin yanına geldi. İkisi birlikte dua etmeye başladıkları zaman aziz Zosimas azizenin dua ederken ayaklarının yere basmadığını gördü. Aziz bunu gördüğünde çok korktu. Azize azize korkmasını kendisinin sadece günahkar bir kadın olduğunu söyledi. Rahip gördüğü bu mucize ile Tanrı’ya şükr etti. Daha sonra aziz çölde bulunuşunun nedenini anlattı ve ardından azize Maria’da neden çölde yaşadığını anlattı. Azize ardından ilk kez gençliğinde yapmış olduğu günahları azize anlattı. Meryem ana’nın kendisini yönlendirerek çöle getirdiğini ve bütün bu yıllar boyunca Tanrı’nın kendisini ne kadar büyük bir sevgi ile koruduğunu anlattı. Muhabbetlerinin sonunda azize azizden gelmekte olan seneden itibaren büyük Perşembe günü azizin kutsal beden (Kinonia: Mesih İsa’nın bedenini simgeleyen şarap, su ve ekmek karışımı) olan Kinonia’yı alıp yanına gelmesini istedi. Azize böylece hayatında ilk kez kutsal bedeni içecekti. Azize daha sonra haçını yaptı ve ırmağın üzerinden yürüyerek azizin yanına geldi. Aziz görmüş olduğu bu mucizeler için Tanrı’ya şükretti. Daha sonra azize azizle dua ettikten sonra seneye ilk görüştükleri yerde tekrar buluşmalarını rica etti. Azize giderken gene mucizevi şekilde suyun üzerinde yürüyerek oradan ayrıldı. Aziz azizenin ismini öğrenemediğinden çok üzülmüştü. Ertesi sene rahipler tekrar çöle dağıldılar. Aziz azizenin isteğini hatırlayarak azizeyi bulmak için ürdün ırmağına gitti. Aziz ilk buluştukları yere vardığında azizenin ellerini haç yapmış bir şekilde yerde vefat etmiş olduğunu gördü. Yanında şu yazı bulunmaktaydı.
- Aziz Zosimas Maria’nın bedenini buraya göm. Kinonia aldığı gece burada vefat etti.
O anda azize bir melek görünerek oraya ona yadım etmesi için bir aslanın geleceğini ve korkmamasını söyledi. Aziz Tanrı’ya bu kadar büyük bir azizeyi tanıdığı için şükr etti. Azize Maria çölde 45 yıl boyunca dua ve oruç ile Tanrı isteği doğrultusunda yaşadı. Yortusu kilisemiz tarafında 1 Nisan’da kutlanmaktadır. Aziz Zosimas azizenin hayatını inançlılara faydalı olsun diye kaleme aldı. Azizin yortusu kilisemiz tarafından 4 Nisan’da kutlanmaktadır.

AZİZLER KONSTANTİNOS VE ELENİ - (Άγιος Κωνσταντίνος και Ελένη)

AZİZLER KONSTANTİNOS VE ELENİ



Azize Eleni Ege bölgesinin Drepano şehrinde dünyaya geldi. Azize 23 yaşında iken Roma imparatorluğunda komutan olan ve yüksek makama sahip olan Konstantios ile tanıştı. Konstantios azize ile evlenerek bir çocuk sahibi oldular ve adını Konstantinos koydular. Konstantios putperest bir adam olmasına rağman hristiyanlara hristiyan olan karısı sayesinde saygıyle davranıyordu. 284 yılında Roma’nın krallığına hristiyanların baş düşmanlarından Dioklitianos seçildi. Kralın yardımcıları ise damadı Maksimianos ve Konstantios oldular. Bunun üzerine Konstantios eşinden ayrılarak Maksimianos ile daha iyi ilişkiler kurmak için Maksimianos’un kızı ile evlendi. Azize bu teklifi kabul ederek sarayda yaşamaya ve oğullarını Hristiyanlığın gerektirdiği şekilde büyütmeye devam etti. Konstantinos büyüdüğünde yakışıklı, zeki ve güçlü bir insan oldu. Bu yüzden babası onu ölmeden önce Batı Roma İmparatorluğu tahtına yerleştirdi. Anadolu Roma İmparatorluğu’nu Maksimianos yönetmekteydi. Maksentios ise halkını sert bir şekilde yönetiyor ve krallığın tek hakimi olmak içinde diğer roma krallıklarına savaş açmaya hazırlanıyordu. Konstantinos evlenmiş bir çocuk sahibi olmuştu. Çocuğunun adı Krispo idi. Konstantinos karısından ayrılmaya karar verip Maksendios’un kardeşi kurnaz Fabsta ile evlenmeye karar verdi. Buna rağmen Maksendios ordusunu toplayarak Konstantinos’a savaş açtı. Konstantinos düşmanın kendisininkinden üç kat daha fazla olan ordusuna baktıkça kendi orduduna üzülüyordu. O anda gökte bembeyaz bir haç belirdi ve üzerinde şu yazılar yazılıydı. “ Bununla yeneceksin”. Daha sonra Mesih Konstantinos’a rüyasında görünerek gördüğü haçın aynısını yapmasını ve savaşlardan galip ayrılmak için bu haçı elinde tutmasını söyledi. Konstantinos rüyadan duygulanarak hemen hacın yapımını emretti. Konstantinos o zamana kadar Hristiyanlara saygı duyuyordu ama rüyadan sonra inancıda katlanarak inancın sadece insan gücü olarak kalmaması gerektiğini anladı. Savaş başladığında askerler haçı yükseklerde tutmaktaydılar. Konstandinos’un ordusu Maksendios’un ordusunu yenerek 312 yılında geri çekilmelerini sağladı. Büyük Konstantinos şehrine galip olarak döndükten sonra haçı şehrin en belirgin yerine koydu. Daha sonra sürgüne gönderilmiş olan tüm Hristiyanları geri çağirarak Mesih adına şehit olmuş olan Hristiyanları saygı ile gömdü. Daha sonra insanlara din özgürlüğü tanıdı. Böylece putperestler Hristiyanlar dini görevlerini yaparken üst makamlara şikayet edilemeyeceklerdi. Daha sonra köleleri özgür bırakarak arenada savaşları yasakladı ve Hristiyanlara haklar tanıyan yeni kanunlar ilan etti. Bunların sonucunda putperestlerin tapınakları boşalıyor bir çok insan gerçek Tanrı’ya inanarak vaftiz oluyordu. Büyük Konstantinos’un krallık yaptığı dönem çok önemlidir çünkü o dönemde Hristiyanlık bütün dünyaya yayıldı. Aradan bazı yıllar geçtikten sonra Anadolu kralı Likinios putperestlerin tarafına geçerek hristiyanlara karşı savaş açtı. Konstantinos Likinios’u Hristiyanları şavaşmaması için uyadı ancak o 323 yılında kendisine savaş açtı. Bunun üzerine Konstantinos tekrar haçı yükseklere kaldırarak düşmanını yerle bir etti. Böylece Konstantinos tüm Roma İmparatorluğunun kralı olmuş oldu. o dönemde kral Konstantinos Hristiyan değildi. Oğlunu karısının yalan yere suçlaması nedeniyle öldürünce bu hatasından pişman oldu ve af diledi. Yeni bir savaş başlayana kadar tüm krallıkta barış hakimdi. İskenderiye ilahiyat okulunun bir öğretmeni Arion yanlış yola dğşerek Mesih İsa’nı Tanrı olmadığını ama Tanrı tarafından yaratıldığını ilan etti. Bu sorun üzerine ilk EKÜMENİK KONSİL’in yapılmasına karar verildi. Böylece İznikte 325 yılında yapılan konsilde Arion ve taraftarlarının eğitisini kanıtlarla yalanladı ve utandırdı. Konsil’in bitiminde aziz tüm despotları yeni kurduğu şehir olan Konstantinupolis’e davet etti. Bir kaç yıl önce Tanrı azize orada bir şehir kurmasını rüyasında söylemiş bu yüzden aziz şehri Meryem anaya hitap etmişti. Bir diğer yandana azizin annesi azize Eleni Mesih İsa’nın insanları kurtarmak adına asıldığı haçı bulmak için Kudüs’e gitti. Hristiyanlardan nefret eden Yahudiler ve putperestler Mesih’in asılma olayının gelecek nesiller tarafından unutulması için haçları gömerek sakladılar. Azize haçı bulmak için uğraş verirken bir kadın azizeye İudas adında birinin haçın nerede olduğunu bildiğini söyledi. Askerler yahudi adamı tutuklayarak haçın nerede olduğunu sordular. O söylemeyi red edince onu 7 gün için aç ve susuz bir kuyunun içine attılar. Oda bunun üzerine mecbur kalarak kutsal haçı nerede gömülü olduğunu açıkladı. Haçın üzerinde sürekli muhteşem koku saçan bir çiçek açmakta idi. Yahudiler bu agacı kestikçe agaç daha bir gür yetişiyor dahada güzel bir koku saçıyordu. Azize o ağacın altının kazılmasını emrettiğinde üç haç buldular. Hangisinin Mesih’e ait olduğunu bulmak içinde hasta bir kadın getirilerek önce ilk iki haç üzerine dokunduruldu.kadın iyileşmeyince üçüncü haç dokunduruldu ve kadın tamamen iyileşti. Bunun ardından azize orada büyük bir kilise inşa ettirdi. Azize Kosntantinupolis’in açılışı için yanına haçın yarısını aldı ancak açılışa yetişemeden 80 yaşında vefat etti. 11 Mayıs 330 yılında yeni başkentin açılışı gerçekleşti. 1000 yıl boyunca Bizans devleti Avrupalıların ilham kaynağı haline gelmişti ancak 336 yılında Perslerin kralı Savor Yahudilerin kışkırtısı ile 18.000 Hristiyanı öldürerek kiliselerimizi yıktı ve Hristiyanlığa karşı savaş açtı. Aziz her ne kadar durmasını söylediysede boşunaydı. Bunun üzerine ordusunu toplayarak Savor’a karşı savaş açtı Savor’da bundan korkarak özür düledi ve barış istedi. Aziz dinlenmek için Adapazarına vardığında vaftiz olmak istedi. Aziz 63 yaşında ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Kilisemiz azizlerimizin yortusunu 21 Mayıs’ta anmaktadır.

AZİZLER ALEKSANDROS VE ANDONİNA - (Άγιος Αλέξανδρος και Αγία Αντωνίνα)

AZİZLER ALEKSANDROS VE ANDONİNA



Azizler Aleksandros ve Andonina Kardamo ilçesinde dünyaya geldiler. Yaşadıkları dönemde bölgelerinin efendisi putreset Fistos idi. Fistos Hristiyanlığa inanalara acımasız bir şekilde şavaş açtı. Hristiyanlar inançları sayesinde putperestlerin karşısında inanölarını korkusuzca ilan ediyorlardı. Azize Andonina Ruhu için Tanrı yolunda ilerliyor ve yardıma muhtaç insanlara yardım ediyordu. Hristiyan olduğu öğrenilince efendi onu tutuklayarak putlara tapınması için ona baskı kurdu. Azize dinine yürekten inandığından Fistos intikam amaçlı azizeyi genel eve kapattı. Günah evinin içerisinde azize yaşıtlarına uymadı. Üç gün üç gece aç susuz dua ederek Tanrı’dan onu korumasını istedi. Üçüncü gün dehşet bir deprem oldu ve evin kapıları açıldıktan sonra göklerden bir ses duyuldu:
-İnançlı Andonina dua duyuldu. Beslenmek için yanına besin al ve bu mekandan uzaklaş.
Azize emre uyarak oradan uzaklaştı. Fistos’un yanına giderek başından geçen mucizevi olayı anlattı ama efendi pişman olacağı yerde azizeyi işkence ile tehtit etti. Azize kendisini Mesih’in koruduğunu ve onun adına her türlü işkencenin hoş olduğunu açıkladı. Efendi azizenin dövülmesini emretti. Daha sonra azizeyi yaralı bir şekilde tekrardan genel evine kapattılar. Tanrı azizenin vermekte olduğu savaşı gördüğünde onu ödüllendirdi. Azizeyi bir kez daha mucizevi bir şekilde korudu. O şehirde Aleksandros adında inançlı bir delikanlı yaşamaktaydı. Bir gece bu gence Tanrı’nın meleği görünerek azizenin nerede olduğunu ona söyleyerek onu nasıl kurtaracağını anlattı. İnançlı Aleksandros emre uyarak müşteri kılığında eve girdi. Aleksandros kimliğini açıkladıktan sonra azizenin başını bir mendille kapattı ve oradan uzaklaşmasına yardımcı oldu. O sırada bazı askerler azizeyi kirletmek için odaya girdiklerinde Aleksandros ile karşılaştılar ve askerler ne olduğunu anlayarak genci efendiye götürdüler. Efendi olanları öğrendiğinde sinirinden azizin tahta kılıçlarla dövülmesini ve azizenin tekrar tutuklanmasını emretti. Daha sonra ikisine putlara tapınmaları için emir verdi. Her ikiside bunu red ederek dinlerine sadık kaldılar. Acımasız efendi azizlerin kollarının ve bacaklarının kesilmesini emretti. Daha sonra ikisinide ateşe verdiler ve böylece azizler ruhlarını Tanrı’ya teslim etmiş oldular. Azizlerimizin yortusu kilisemiz tarafından 10 Haziran’da anılmaktadır.

AZİZLER AVGUSTİNOS VE MONİKA - (Άγιος Αυγουστίνος και Αγία Μόνικα)

AZİZLER AVGUSTİNOS VE MONİKA

Aziz Avgustinos Afrikan’nın Tagasti şehrinde 354 yılında dünyaya geldi. Babasının adı Patrikios dini ise putperestlik idi. Babsı ölmeden kısa bir zaman önce Hristiyan karısı sayesinde vaftiz oldu. Karısı Monika Hristiyandı ve Tanrı isteği doğrultusunda yaşamakta idi. Eğer doğurduğu çocuğuna mükemmel bir dini eğitim veremezse kendisinin doğru bir anne olabileceğine inanmıyordu. Böylece Avgustino’yu doğurduğu zaman ona Hristiyanlığın gerçeklerini eğiterek onu Tanrı yolunda yetiştirdi. Aziz büyüdükçe anneside onun bu ruhi gelişimine bir o kadar seviniyordu. Kısa bir zaman sonra annenin bu büyük sevinci üzüntüye dönütü. Tek oğlu Avgustinos değişik şehirlere okumak amacı ile gitti. Oralarda hayatına dikket etmiyor ve kendisine hiç bir faydası olmayan kitapları okuyordu. Diğer öğrencileride örnek alarak en sonunda günahkar bir hayata baş vurdu. En kötüsüde azizin Hristiyanlık inancını terk edip tam 9 sene Manihey inancına tapmasıydı. Oradada istediği yüzeliği bulamayıca başka bir tarikatın eline düştü. Bunlara rağmen hristiyan anne inancını kaybetmedi. Tüm ümidini Tanrı’ya bağlıyarak oğlunun bu dini tarikatlardan kurtulması için dua ediyordu. Üzüntülü bir haldebölgenin piskoposuna giderek derdini anlattı ve ondan yardım istedi. Piskopos anneyi öğütledikten sonra bu acıya katlanmasını çünkü Tanrı’nın duaları mutlaka duyduğunu söyedi. Kısa bir zaman sonra azizin bulunduğu şehirde avukatlığı eğitecek biri aranıyordu. Şans eseri daha önceden bu dersi eğitmiş olan aziz eğitmen olarak seçildi. Mediolana şehrinde piskopos inançlı Amvrosios idi ve azizle tanıştıktan sonra kısa zamanda çok iyi iki dost oldular. Amvrosios’ún dil sözlüğü zengin olduğunda avukat Avgustinos onu iştahla dinliyor dini susuzluğunu gideriyordu. Bir çok sefer yalnış dine inandığını anlıyor ancak egoistliği yüzünden bunu kabul etmek istemiyordu. Aziz arkadaşlarıyla bir gün muhabbet ederek duygulandı ve aralarından ayrılarak sakinleşmek için bahçeye çıktı. Yere pişmanlık duyguları içerisinde kapanarak günahları ve inandığı tarikatlar için ağlamaya başladı. O anda göklerden tatlı bir ses duyuldu:
- Al ve oku!
Aziz sözlerin ne anlama geldiğini bilmeden Tanrı’sal bir gücün eşliğinde arkadaşlarının yanına döndü. Orada masanın üzerinde duran Pavlus’un mektupları kitabını gördü ve içini açtığında “BİZİM İÇİN UYANMA VAKTİ” yazısını gördü. Avgustinos bahçede duyduğu sesin ne demek istediğini o anda anladı. O anda Mesih’in kalbinin kapılarını çaldığını ve onu günahlardan uyanmaya davet ettiğini anladı. Aziz hemen gidip vaftiz oldu. onunla birlikte oniki yıl önce doğan oğlu da vaftiz oldu. böylece Paskalya bayramından bir gün önce Amvrosios arkadaşını 32 yaşında vaftiz etti. Daha sonra aziz memleketine dönerek annesinin yanına gitti. Annesi duaları kabul edildiğinden Tanrı’ya teşekkür etti. Azize Monika dualar içerisinde kısa bir zaman sonra ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Avgustinos annesinin vefatı üzerine çok acı çekti. O zamandan sonra aziz hayatına bir çaki düzen vererek günahlardan uzaklaştı ve Tanrı yoluna girdi. Kısa bir zamanda halk ona saygı göstermeye başladı. Bir gün despot Ualerios halktan kendisine lyık bir papaz adayı bulmasını istedi. Herkes azizi gösterdiğinde aziz önce red etti ama ardından halkın baskısı gelince bu kutsal görevi kabul etti. Daha sonra despot azize Tanrı sözünü insanlara duyurmasını söyledi oda büyük bir iştahla insanlara Tanrı’yı anlatıp halkı eğitmeye başladı. Piskopos Ualerios azizin özelliklerini gördüğü zaman başka bir şehrin onu almaması için onu kendi şehrine piskopos yaptı. Piskoposun yaşı büyük olduğundan her işin altından kalkamıyordu. Aziz bu kadar büyük bir görevi her ne kadar üstlenmek istemediysede Tanrı isteğine uyarak 395 yılında İpponos piskoposu oldu. aziz bunun ardından 45 sene daha yaşadı. Bu 45 senenin içerisinde bir çok önemli eser yazan aziz yardıma muhtaç olanlarada yardım etti. Eserlerinin bir çoğu günümüze kadar gelmiştir. 430 yılında ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Azizlerimizin yortusu kilisemiz tarafından 15 Haziran’da anılmaktadır.

ŞEHİT KIRK AZİZLER - (Άγιοι Σαράντα Μάρτυρες)

ŞEHİT KIRK AZİZLER



Kırk şehit azizler Putperest kral Likinios döneminde yaşadılar. (308-323). Hepsi inançlı insanlardı hepside Pontus’ta Agrikolaos adında bir komutanın askerleriydi. Savaşlarda yenilmezdiler ve korkusuzdular ve bu yüzden diğer askerlerden ayrı bir düzeydeydiler. Bir gün abölge sorumlusu putlara tapınmaları için onları davet etti ancak askerler cesaretle şu cevabı verdiler:
- Biz Hristiyanız ve Tanrı’mızda Mesih İsa’dır. Heydelden olan sahte tanrılarınıza hiç bir zaman tapınmayacağız. Kralımıza her zaman sadıktık ve onun için savaştık. Şimdide Tanrı’mıza sadık kalıp Onun için savaşacağız.
Agrikolaos cevabı duyduğu zaman hemen hapse atılmalarını emretti. Aynı gece Mesih azizlere görüne şunları söyledi:
- İştahınız büyük ancak sonuna kadar dayanacak olan kurtuluşa erecektir.
Azizler Mesihten cesaret alarak daha büyük bir iştahla dua etmeye başladılar. Agrikolaos ertesi gün askerleri yanına getirterek onlara tatlı bir dille putlara tapınmaları için emretti. Azizler bir kez daha sorumlunun ağzını kapatıp inançlarına sadık kaldılar. Ne yapacağını bilemeyen Agrikolaos azizlere tekrar hapse attırdı. Yedi gün sonra bölgeyi tüm Anadolu’dan sorumlu olan ve kralın elçisi olarak gelmiş olan Dük Lukias ziyaret etti. Agrikolaos azizlerden Dükün karşısında olmalarını istedi. Dük askerlerin korkusuzca karşısında durduklarını görünce hemen putlara tapınmalarını emretti. Ama azizlerin arasında bir kişi aziz Kandinos şu cevabı verdi:
- Biz ne acıdan korkarız ne tehtitten ne de ölümden çünkü bunlar bizi sonsuz hayata, cennete götürecekler. Bunun üzerine dük azizlerin ağızlarının taşlanmasını emretti.
O anda bir mucize oldu. Askerler sanki görmüyorlarmış gibi birbirlerine taş atmaya başladılar. Dük sinirlenerek bir taş aldı ve hınçla azizlerin üzerine attı ancak taş Agrikolaos’un suratına geldi. Dük ve sorumlu azizlerin karşısında küçük düştükten sonra kudurmuk canavarlara benziyorlardı. Onlara ne yapılacağı kararının verileceği ana kadar hapse atılmaları emredildi. Aynı gece Mesih azizlere görünerek onlara acılardan korkmamalarını, Ona inanmalarını istedi. Ayrıca sonuna dek dayananın onunla beraber göklerin krallığına geleceğine söz verdi. Sabah olduğunda bölge sorumlusu azizlere putlara tapınınmayımı yoksa ölmeyimi tercih ettiklerini sordu.
- Mesih İsa’nın sevgisi için biz bedenlerimizi vereceğiz!
Gece olduğunda taş kalpli sorumlu azilerin soydurulup nehrin içine konulmalarını emretti. Nehir kış olduğundan buz gibiydi. Askerler azizlerin işkecesini çoğaltmak için nehrin kıyısına ateş yaktılar. Bunu yapmaktaki amaçları azizlerin sudan çıkıp inançlarını kaybetmesi içindi. Ancak azizler soğukhavaya bir gece dayanıp sonsuz hayatı kazanacaklarını söylüyor birbirlerine cesaret veriyorlardı. Gece oldukça soğukta o kadar şiddetini arttırıyordu. O sırada azizlerin arasından bir kişi ısınmak için kıyıya yaklaştığında yere düşerek öldü. Diğer 39 aziz son anda inancını kaybeden için üzüldüler ancak kendileri bu korkunç işkenceye göğüs germeye devam ettiler. Bu arada bir kişi hariç bütün askerler uyumuştu. Ağlaios adındaki bu asker azizlerin dualarını dinliyordu. Asker kıyıya çıkan askerin ölümünün bir mucize olduğunu biliyordu diğerlerininde suda o kadar sakin olmalarını hayranlıkla izliyordu. O anda gökten 40 tacın indiğini gördü. Bunlardan 39u azizlerin kafasına doğru indi ama bir tanesi artmaktaydı. Şaşkınlık içerisinde asker artan tacın kaçan kişiye ait olduğunu anladı. O sırada diğer askerleri uyandırarak kendisininde hristiyan olduğunu haykırdı ve elbiselerini çıkartarak suyun içerisine girdi ve kendiside taç giymiş oldu. Sabah olduğunda sorumlu nehre gitti ve askerinin nehre girmiş olduğunu gördüğünde çok sinirlenerek azizlerin ayaklarının kırılmasını emretti azizler ölmek üzereydiler. Ardından azizleri kimsenin bulamaması için yakılmalarını emretti. Aynı gece azizler despota görünerek nehre gitmesini ve bedenlerini toplamasını istedediler. Despot bir kaç hristiyanla beraber nehre gittiğinde azizlerin bedenlerinin bulunduğu yerde ışık olduğunu gördüler ve bedenleri topladılar. Azizlerin bedenleri buğüne kadar bir çom mucize gerçekleştirdiler ve bir çok kilisede onların isimlerini aldı. Azizlerin yortusu kilisemiz tarafından her sene 9 Mart’ta anılmaktadır.

13 Aralık 2008 Cumartesi

AZIZ FAKIRLER KOSMAS İLE DAMİANO (AΓΙΟΙ ΑΝΑΡΓΥΡΟΙ ΚΟΣΜΑΣ ΚΑΙ ΔΑΜΙΑΝΟΣ)


Hıristiyan’ca yetiştiriliyorlar

Aziz Fakirler, Kosmas ile Damianos kardeş olup kendileri Asya’dandılar. Aynı isim ile, Kosmas ve Damianos adında, daha başka iki çift Aziz Fakirler mevcutturlar. Onlar da kardeş ve doktordular.

Onlardan bir çifti Roma’dan olup 17 Ekimde kutlanırlar. Diğer çift ise Arabistan’dandır ve onlar da 17 Ekimde kutlanırlar.

Onları fakirler olarak adlandırmanın sebebi, hastalarını bedava tedavi ettikleri içindir. Bunların ikisi de doktordular.

Burada, Asyalı Aziz Fakirleri, Kosmas ile Damianos’u inceleyeceğiz. Bunların ikisi kardeş ve maddî durumu iyi bir aileden geliyorlardı. Bunların babası önceleri putperest idi. Daha sonra ise İsa Mesih’e inandı Hıristiyan oldu. Hıristiyan olduktan sonra çok az zaman yaşadı. Fazilet ve sağduyu ile yaşadı. Çünkü, kısa süre sonra Yaratıcı Tanrι’ya canını teslim etti. Çocuklarını da ilâhî korumaya, annelerinin özenine bıraktı.

Annelerinin adı Theodoti idi. Bu kişi, daha küçük yaşlardan itibaren, dindarlığı ve Tanrι’ya olan imanıyla dikkat çekiyordu. Dul kaldıktan sonra da, çocuklarına Hıristiyan terbiyesi vermeye daha çok çaba gösterdi. Kendisi dinine imanına bağlı biri olduğu için, çocuklarının örnek alabilecekleri en büyük örnek yerine geçti ve çok iş yaptı. Nitekim o, gerçek İsa Mesih’in yardımıyla kocasını putperestlikten Hıristiyanlığa döndürmeyi başarmıştı. Ona yakın olan diğer kadınlar da, birçok faziletlerinden dolayı kendisinin örnek alınması gereken bir kadın gibi ona bakıyorlardı.

Onun özen gösterdiği şey çocuklarıydı. Onların iyi eğitim almalarını istiyordu. Bu kadın, çocuklarının ilerlemesi ve yükselmelerinde kendilerine çok yardım ediyordu. Onun için de, genel eğitimden sonra, çocuklarının tıpta okumaları için malını kullandı.


Beden ve ruh doktorları

Çocuklar, daha küçük yaşlarından itibaren, diğer marifetleri arasında, ilme karşı duydukları merakla da öne çıkmışlardı. Onlarda yaşlılara has bir sağgörü mevcut olup herkesi hayran bırakıyordu. Dul Theodoti, bunu gizli bir sevinç olarak kabul ediyordu. Mütemadiyen ibadet eder ve çocuklarına yardım etmesi için Tanrι’dan istirham ediyordu.

Gerçekten de, çocukları Kosmas ile Damianos tıp fakültesine gittiklerinde sadece iki yol biliyorlardı: Kiliseye götüren yolu ve ikincisi de tıp fakültesine giden yolu biliyorlardı. Bϋyϋk Vasilios ile Theologos Grigorios’un Atina’da eğitim gördükleri zaman uyguladıkları taktiğin aynısını uyguluyorlardı. Belirli bir süre sonra ikisi de doktor olarak mezun oldular. Bugünün diliyle, tıp fakültesi diplomasını aldılar.

Hemen, tüm hayır işlerindeki itici güç olan sevgi, harekete geçti. Yakınlarındaki bazı insanların temel bir tedavi bile görmeden öldüklerini gördüklerinde, insan sever duyguları, onları tek bir an için bile rahat bırakmıyordu. Analarına lâyık çocuklar, bedbaht insanlardan alacakları paralarla zengin olmak istemiyorlardı. Onlar mesleklerini, kutsal bir görev ve yüksek bir kamu hizmeti gibi görüyorlardı. Onlar, mallarından artanlarla sade bir şekilde yaşıyorlardı. Az şeyle yetinirler ve çok şey de istemiyorlardı. Tıp ilmini, yanı başındaki insanlara bir hizmet gibi görüyor ve öyle de yapıyorlardı. Hiçbir zaman para almıyorlardı. İkinci elbiseleri bile yoktu.

Onlar için önemli olan bedenin sağlığı değil de, asıl ruhun sağlığıydı. Asıl buna özen gösteriyorlardı. Onun için de, her zaman ve her yerde İsa Mesih’in adını zikrediyor ve söylüyorlardı. Hiçbir fırsatı değerlendirmeden bırakmıyorlardı. Onlara göre, ilk ve en önemli görev olarak ruhların müjdelenmeleriydi. Müşahede edilmiştir ki, acı, insanın ruhunu derinliklerine kadar geliştirir ve İncil’in kurtarıcı vaazını daha büyük bir istekle kabul etmektedir.

Aziz Kosmas ve Damianos, hastalarından para almama taktiğiyle tüm çevreyi fethetmişlerdi. İnsanlar onları, asıl adları olan Kosmas ve Damianos ile çağırmazlardı. Onları, FAKİRLER olarak çağırıyorlardı. Bu sıfat, Azizlerin nezaketini ve ruhî meziyetlerini çağrıştırıyordu.


Havarilere has istidatlar

İnsanlara karşı besledikleri ve yaptıkları sadaka, insan severlik ve insana hizmette ayırım yapmıyorlardı. Zengin ve fakir kişiye aynı muamelede bulunurlardı. Tedaviyi herkese bedava yapıyorlardı. İster yabancı olsun ister yerli, hiçbir ayırım ve özel tercih gözetmeksizin herkesi tedavi ediyorlardı. Bunların evi, modern bir vaftiz kazanı hâlini aldı. Hem de galiba ondan daha yüksek. Çünkü o, senede bir hasta tedavi ediyordu. oysa bu ev, her gün bir sürü insanın tedavi olduklarını görüyordu.

Azizler bu şekil yaşamlarıyla, Havarilere has istidatlara lâyık görüldüler. Tanrι tarafından havarilere verilen, insanları mucizevî bir şekilde tedavi etme istidadını bunlar da elde etmiş oluyorlardı. Şimdi, şifalı ot, yakı kâğıdı ve herhangi başka bir tedavi usulü kullanmaksızın, hastaları Kutsal Ruh’un inayetiyle tedavi ediyorlardı.

Azizlerin alçakgönüllülüğü o kadar ileri gitmişti ki, hastaların yaralarını kendileri temizliyorlardı. Sadece insan değil, hayvan da. Hasta hayvan gördüklerinde onu da tedavi ediyorlardı.

Azizler, Tanrι’ın inayetini hiçbir zaman istismar etmediler. Mucizevî tedavilerin, kendi güçleriyle meydana geldiğini hiçbir zaman söylemediler ve demediler. Onlar, her zaman Tanrι’ın gücüyle meydana geldiklerini söylüyorlardı.

Muhakkak ki, Hipokrat’ın, Galinos’un, Dioskoridis gibi doktorların eski kitaplarını okumuş ve biliyorlardı. Fakat, en çok, Tanrι’nın adı onlara lâzımdı.

İsa Mesih’in adı onlar için tedavilerinde kılavuz ve yardımcıydı. İsa Mesih adına hastaları tedavi ediyorlardı.

O günün tıp ilmi, bir körü, bir topalı tedavi edemiyor ve ölmüş birini de yeniden diriltemiyordu. Ancak Aziz Fakirler, İsa Mesih’in gücüyle hepsini başardılar. Uzaktan insanlar onların bu mucizevî gücünü duyunca, her gün onların yanına koşuyor ve onlara tedavi için kör, topal, kendilerine cin çarpmış insanlar, yatalak ve her çeşit hastaları getiriyorlardı.

Böyle de ayrılmıyorlardı. Ayrılılarken, çift tedavi yaptıkları için seviniyorlardı. O da, hem bedenî, hem de ruhî idi. Sabırsız ve sinirli olan hastayı, sabırlı ve sakinleşmiş biri olarak yapmayı başarıyorlardı. Mızmızın biri insanlara karşı sızlanan ve de Tanrι’nın kendisine karşı da konuşmaya hazır olan birine, sevgi ve büyük bir kabiliyetle, insanlara karşı iyi olmayı ve Tanrι’ya da her zaman minnet duyması gerektiğini öğretiyorlardı.

Ruhî hastalıkları ve ruhun büyük yaralarını kendileri tedavi edemedikleri vakit, en tecrübeli ve akıllı din adamlarını ile günah çıkaran papazları da yardıma çağırıyorlardı.

Bu iki kardeşin Hıristiyanlık sevgisi, fakir hastaların masraflarını da karşılamaya sevk ediyordu.

Hiçbir zaman teşekkürleri kabul etmiyorlardı. Hastalarına verdikleri öğüt, Tanrι’ya şükür etmeleri gerektiği idi. Çünkü tüm bu hayırlar-iyilikler ve tedaviler Tanrι’dan oluyorlardı.

Bu görevi bize Tanrι öğretti diyorlardı. Biz de onun için bu görevi yerine getiriyoruz. Bizim maaşta gözümüzün olmadığı doğru değildir. Biz sizin tarafınızdan ödenmiyoruz. Bize kalan gökyüzü maaşıdır ve onu da Tanrι bize veriyor. Biz pahalı ödenenleriz. Bize niye teşekkür edesiniz?


Fakir kadının küçük armağanı

O zamanlarda, Palladia adında bir kadın vardı. Ağır bir hastalıktan hasta olup uzun zaman da yatakta yatıyordu. Daha önce de dediğimiz gibi, Azizler, gelen hastaları tedavi etmekle kalmıyor, gelemeyen hastaları arıyorlardı bile. Hasta kadın Palladia’nın evine girer girmez onu tedavi ettiler. O kadar iyi oldu ki, o kadın sanki hiç hasta olmamış gibi olmuştu.

Azizlerin bu büyük, acayip ve mucizevî tedavilerinden dolayı sevinç ve memnuniyet dolu olan bu kadın, onlara teşekkür etmek ve onlara bir şeyler vermek istemişti. Ancak, hangi yolla bunu başaracağını bilmiyordu. Onun için de bir gün, o fakir kadın, üç yumurta aldı ve onları Aziz Fakirlere verdi. Bunu da duyduğu memnunluktan dolayı en küçük bir minnet borcu olarak yapmıştı. Aziz Fakirler, şöyle usulen o yumurtaları onlara verdiğini gördüklerinde, o yumurtaları kabul etmediler. Bu bahşiş onlara küçük göründüğünden falan değil, yaptıkları tedavi işi için herhangi bir maaş almak istemedikleri içindi. Hiç kimseden bir şey almama ilkelerine bağlıydılar. “Bedava alın, bedava verin” ilkesini uyguluyorlardı.

Ancak, tabiî olduğu gibi, o kadın çok üzüldü. Onun için de fırsat “bekliyordu”. Bir gün, küçük kardeş, Aziz Damianos yalnız olduğu bir vakitte, gözlerinde gözyaşlarıyla ona şöyle dedi:

- Bana niye hor bakıyorsunuz? Benim size olan bahşişimi, sanki tiksindirici bir şeymiş gibi, neden kabul etmiyorsunuz? Bahşişin küçük ve benim de fakir olduğumdan mı? Sana çok rica ediyorum, beni daha çok üzme. Benim bu küçücük armağanımı sanki büyük bir armağanmış gibi kabul et.

Aziz, bu sözleri işitti ve yüreği paramparça oldu. Ona acıdı ve üç yumurtayı aldı. Birkaç gün sonra, bu olayı büyük kardeşi Kosmas’a anlatır. Aziz Kosmas o zaman çok üzüldü ve küçük kardeşine bazı sert uyarılarda bulundu. Çünkü, Tanrι’ya karşı verdikleri sözü, küçük kardeş çiğnemiş olmuştu. Tanrι’ya karşı verdikleri söze göre, hiçbir hastadan para almayacaklardı. Bunu o kadar kötü saydı ki, öldüklerinde, kendisiyle kardeşini bir arada gömmemelerini istedi. Ona o kadar ağır göründü ki, bu aldıklarını, bir karşılık olarak kabul ettiğini sanmıştı. Palladia’ya uyguladığı tedavinin karşılığı olarak addetmişti.

Ancak, Tanrι, Damianos’un maksadını çok iyi biliyordu. Aziz Kosmas’ın böyle sıkıntı ve üzüntü çekmesine izin vermedi. Damianos kardeşinin maksadını bir sanrı ile Kosmas’a bildirdi.

O da koştu ve ondan özür diledi. Fakat o sanrıyı insanlara açıklamadı. Ne kardeşini üzdüğünü, ne de, daha önce söylediği gibi, kardeşiyle aynı mezara gömülmeme isteğini yeniledi.

Günlerden bir gün, Azizler, Asya’da olan insanlara iyilik yapmak için gezerlerken, Fereman bölgesine vardılar. Orada Damianos hastalandı ve Tanrι’nın rahmetine kavuştu. Onun ruhunu melekler alıp Gökyüzü Krallığına taşıdılar. Kosmas, onun aziz naaşını kalabalık bir Hıristiyan topluluğuyla orada toprağa verdi. Kısa süre sonra Kosmas da vefat etti.


Devenin sesi

Ancak, Hıristiyanlar, Azizin eski bir isteğini, aynı mezara gömmeme arzusunu göz önünde bulunduruyorlardı. Fakat, bu arada, snarı vb. şeylerden, olup bitenlerden de haberleri yoktu. Ama Tanrι, isteğini, bizim hiç beklemediğimiz yerden bize gösterebilir.

Bu durumumuzda, ses gökten gelmedi, ne de herhangi bir melekten. Daha harika ve şahane bir şey oldu. Geçmiş zamanda Tanrι demişti: “Taşlar konuşuyorlar”. Burada da taş konuşmuyor. Bir deve konuşuyor. Bir zamanlar, Aziz Kosmas onun ayağını, ciddi bir hastalıktan tedavi etmişti.

Hıristiyanların bu şaşkınlıkları karşısında, deve, insan sesiyle konuştu. Tanrι’nın arzusu, iki kardeşin de aynı mezara konulmaları gerektiğini söyledi ve sonra da dağa doğru gitti.

Hıristiyanlar, bu harika olaydan sonra, devenin dediğini yaptılar. İkisini de bir mezara gömdüler.

Bu mucizeyle belki çok kişi gülecektir. Tanrι’nın meleğinin gelip zuhur edeceğine inanıyorlar. Mucizevî bir tedavinin olabileceğine de inanıyorlar. Ölü bir insanın da yeniden dirilebileceğine inanıyorlar. Ancak, insan sesiyle bir hayvanın konuşabileceğine inanmıyorlar.

-“Bu olamaz, imkânsız”, diyorlar.

Ancak, bunlara, Eski Ahit’in, Çölde Sayım Kitabını açmalarını tavsiye edeceğiz. 22. bölümde, 28. satırdan sonra şunları yazmaktadır. “ Bunun üzerine RAB eşeği konuşturdu. Eşek Balam`a, “Sana ne yaptım ki, üç kez beni böyle dövdün?” diye sordu.”

Aziz Fakirlerin kerametleri

Aziz Fakirler, ölümlerinden sonra da birçok kerametler göstermişlerdir. Biz burada bunlardan birazına değineceğiz. Bunlarla da, Tanrι’ın inayetinin mucizevî bir şekilde, Tanrι’yı memnun etmek için çalışmış olan insanlar sayesinde harekete geçtiği görülür.


Hidropslu (vücudu su toplamış olan) hasta

Yaşlı bir Hıristiyan adam, korkunç hidrops (vücudunda su toplama hastalığı) hastalığına tutulmuştu. Aziz Fakirlerin kerametleri hakkında bir şeyler duydu. Onu, Aziz Fakirlerin kilisesine götürmelerini akrabalarından istedi. O hastayı oraya götürdüler, onu Aziz Fakirlerin ikonasının önüne attılar ve orada bayağı gün kaldı. Aziz Fakirler onun imanını test ettiler ve o hastayı hemen tedavi etmediler.

O hasta kişi, diğer hastaların gelip hemen tedavi olduklarını görüyordu. Bu hasta kişi sabrını kaybetti ve dua etmek bir yana, üstüne, küfür etmeye bile başlamıştı.

Bir gün, onu oradan almaları için akrabalarına haber saldı. Böylece, en azından evinde ölmüş olacaktı. Akrabaları oraya gidip onu yatağıyla beraber aldılar. Ev uzak olduğu için, uzunca bir zamandan sonra, onu bol su ve gölgesi olan bir yere salıp kendileri dinlenmek istediler. Bunlar yorgun oldukları için orada uykuya daldılar. Hasta adam ise, acı ve telâştan dolayı uyumamıştı.

O vakit Aziz Fakirler, sade birer yolcu gibi kendisine görünüp derler:

- Neyin var ki böyle yatalaksın? Nereye doğru gidiyorsun?

- Neden hasta olduğumu görmüyor musunuz? Şimdi de evime, çocuklarımın yanında ölmeye gidiyorum.

- Buraya yakın olan Aziz Fakirlerin kilisesine tedavi olmak için niçin gitmedin? Şu kadar uzak mesafeden gelen hastaların iyileştiğini sen hiç duymadın mı?

- Ben de oraya gittim ve şimdi de oradan geliyorum, der hasta adam. Ancak, herhangi bir yardım da görmedim kendimde. İnsanlar, sözüm ona, Aziz Fakirler hakkında yalan söylüyorlar. Buna ispat olarak da, işte beni de tedavi edemediler.

- Aziz Fakirler, hey insan, küfür etme, derler kendisine. Geri dön ve İsa Mesih’in gücünü göreceksin.

- Beni şimdi oraya kim götürür ki? İnsanlar bana şu kadar yardımda bulundular ve artık beni taşımaktan usanmışlardır.

- Aziz Fakirler, sen onları bırak, derler. Onlar orada dinlenedursunlar. İsa Mesih’in sevgisi için seni oraya biz götüreceğiz.

Aziz Fakirler, onu yatağıyla beraber kaldırdılar ve o hastayı kiliseye götürdüler. Onu ikonanın önünde bıraktılar ve hemen oradan kayboldular. Sonra onun akrabaları uyandılar. Onu orada bulamayınca yeniden kiliseye gittiler ve onu orada buldular.

Gece olduğu zaman Aziz Fakirler, ona ellerinde kılıçlarla görünürler ve Kosmas da Damianos’a şöyle der:

- Şu ihtiyarın karnını yar, çünkü o kutsal şeylere küfür edenlerdendir.

Onun karnını yardıkları kendisine göründü ve korkusundan uyandı. Gerçekten de o zaman karnının yarıldığını, bütün su ile kötü kokunun da dışarı çıktığını gördü. Bedeni de yine eski hâlini aldı.

Devamında, yarasını da mucizevî bir şekilde Aziz Fakirler tedavi ettiler. Bu adam, böylece, tamamen sağlıklı bir şekilde evine döndü. Tanrι’na şükretti ve Aziz Fakirlere de teşekkür etti.


Kılık değiştirmiş olan şeytan

Aziz Fakirlerin metfun oldukları, Asya’nın Fereman bölgesinde, uzak bir memlekete gitmesi gereken bir tüccar vardı. Karısını alıp Aziz Fakirlerin mezarına gitti. Orada Aziz Fakirlere yalvarıp, karısını onların korumasına bıraktı ve onlara şöyle dedi:

- Aziz Fakirler ve keramet sahipleri, sizin korumanız altında karımı bırakıyorum. Sizin inayetiniz, ben dönünceye kadar onu örtsün.

Kendisi hakkında ileride duyabileceği herhangi bir habere veya mektuba da inanmaması gerektiğini karısına açıkladı. Sadece, üzerinde, yüzüğünün mührü olan veya kendi el yazısıyla yazılmış olanlara inanmasını istedi.

Ancak, daima insanı kıskanan şeytan, bir yolcu kılığına büründü. Kocasının el yazısıyla yazılmış gibi bir mektup hazırlar. O mektubu da karısının eline verir. Karısı, kocasının el yazısıyla yazılmış ve yüzüğünün resmini de görünce, kocasının sözüm ona yardıma ihtiyacı var diye, o adamın peşine takıldı.

Kılık değiştirmiş olan şeytan, o kadını bir uçuruma götürdü. O kadını öldürmek için, oradan aşağıya doğru onu hızla itti. Kadın o boşluğa düşer ve sadece şunu söyleyebildi:

- Aziz Fakirler, bana yardım ediniz!

Ansızın, kendini evinde bulur! Kendisine bir rüya gibi göründü. Ancak bu, bir gerçekti. Bu, büyük bir gerçektir. Ne olmuştu? Son anda Aziz Fakirler müdahale ettiler ve onu kesin bir ölümden kurtardılar. Sonraları, hayatı boyunca, Aziz Fakirler olan Kosmas ile Damianos’un bu kerametini hep söylemeğe devam etti.

Bu olay, bazı rasyonalistlere belki de inanılmaz görünebilir. Fakat, Eski Ahit’te meydana gelen burada da meydana gelmiştir: Daniel kitabinda, Habakuk Peygamber, Babil’de bulunan aslanlar çukuruna mucizevî bir şekilde nakledilir. Orada Daniil Peygamber de bulunmaktadır. Fakat, hemen Kudüs’e geri döner. “Tanrι’nın meleği, hemen Habakkuk’u memleketine nakletti”.

Bu arada şunu da belirtmek lâzımdır ki, Babil ile Kudüs arasındaki mesafe, yirmi dört saat yaya yürüyüşü demektir. “Tanrι istediği zaman, tabiatın düzeni yıkılır”.

Hayatlarında iken Tanrι’nın sevgisini kazanmış olan Aziz Fakirler, Tanrι’dan güç ve inayet aldılar ve böyle harika mucizeler yaratıyorlar.


Aziz Theodoros Sikeotis’i tedavi ediyorlar

Bugünkü Ankara’ya yakın, Sikeonas’ta olan Aziz Georgios Tropeoforos manastırında, Aziz Theodoros Sikeotis hasta bulunuyordu.

Bir gün hasta yatağında bulunup ölümle pençeleştiği bir zamanda, aziz melekler etrafında döndüklerini ve ona teselli verdiklerini gördü. O vakit Aziz, ağlamaya ve sabırsızlanmaya başladı.

Aziz Kosmas ve Damianos yanına gelip onun nabzını ölçtüklerini de gördü. O iki Aziz ona sordular:

- Kardeş, niye ağlıyorsun? İsa Mesih senin ömrünü uzatması için, bizim arabuluculuk yapmamızı istiyor musun?

- Cevap olarak dedi: Aziz beyler, hayatımın biraz uzatılmasını istiyorum. Çünkü ben tövbe etmemişimdir. Başında bulunduğum cemaatin irşada ve özene ihtiyacı vardır.

Gerçekten de! Azizler, hayatı elinde bulunduran İsa Mesih’e arabuluculuk yaptılar ve Theodoros, rüyasında genç birilerinin kendisine şöyle dediğini gördü: Bölgesindeki insanları Tanrι’ya götürebilmesi için hayatı uzatılmaktadır.

Theodoros derhal uyandı. Tanrι’nın bu büyük mükâfatı için kendisine şükretti. O artık tamamen iyileşmişti.


Midenin tedavisi sana yeter

Anadolu’dan bir dindar ve zengin bey, iyileşmeyen bir hastalıktan mustaripti. Kalbi olup, küçük yaşlardan beri de midesi ağrıyordu. Yemek yiyip su içemiyordu. Bunun en kötüsü de, kendisine cin çarpmış gibi görünüyordu. Üzüntü içerisindeydi. Ancak, Tanrι’ya ümidi vardı.

Onun için de, Aziz Fakirlerin kilisesine gitti. Orada birkaç gün kaldı. Tanrι’ya ve azizlere yalvardı ama hiçbir şey olmadι. O zaman, belki de Tanrι onun iyileşmesini istemiyor diye düşündü. Onun için evine dönmeye karar verdi. Ancak, o gece, rüyasında bir kişi göründü ve ona dedi:

- Evine dönmekten korkma. Gelecek Pazar gününe kadar bekle ve Tanrινın gücüyle Aziz Fakirlerin şanını göreceksin.

Pazar günü geldiğinde, hasta, daha önceki günlerde de yaptığı gibi, yine Aziz Fakirlerin ikonasının önünde dua etmeye başladı. Gece yarısına doğru, uyanık olduğu bir anda, kendi gözleriyle, kilisenin kutsal mihrabından Aziz Kosmas dışarı çıktı. Bütün kiliseyi geçti. Tüm hastaları ziyaret etti. Ancak, tüm bunları gören hastaya doğru dönüp bakmadı bile. Bey, dönüşünde ona doğru bakacağını sanmıştı. Aziz, kutsal mihraba girmeye yaklaşmıştı. O vakit, hasta, yanına gider. Onun ayaklarına kapanır ve onu tedavi etmesi için kendisine yalvarır. O vakit, Aziz ona dedi:

- Bu tatlıyı al. Onu ye ve tedavi olacaksın. Aynı anda eline bir tatlı koydu. Hasta bu tatlıyı eline aldığı zaman dedi:

- Tanrι’nın Azizi, bu amansız hastalık bana yeniden bulaşması için bir şeyler yap.

O vakit Aziz, elini uzattı, hastaya istavroz çıkardı ve ona dedi:

- Tanrι adına, artık sana bu hastalık bir daha sana bulaşmasın. Devamla şunları da ekledi: Ancak, sana diyorum ki, bundan sonra, bir daha hayatında bakliyat yemeyeceksin. O zamandan sonra midesindeki ağrılar kesildi.

Fakat, beyin başka hastalığı da vardı. Ara sıra dişleri de ağrıyorlardı. Azize, bu hastalığını da tedavi etmesi için ricada bulundu.

- Midenin tedavisi sana yeter dedi Aziz. Bu küçük hastalığın sende olması Tanrινın isteğidir. Çünkü, “Tanrι, derdi, sevdiği kuluna verirmiş”.

O vakit hasta, bu mükemmel mide tedavisi için Aziz’e teşekkür etti ve Tanrιυa şükrederek memnun ve mesrur bir durumda evine döndü.


Aziz Fakirlerin itibarı

Aziz Fakirler, kilise tarafından çok saygıyla anılıyorlar. Kilisede dağıtılan kutsal armağanlarda, Aziz Fakirler Kosmas ile Damianos, Kiros ile İoannis, Panteleimonas ile Ermolaos, Sampson ile Diomidis ve tüm diğer aziz fakirler adına özellikle pay dağıtılmaktadır.

Aziz Fakirlerin ve özellikle de Kosmas ile Damianos’un paraya değer vermeme şöhreti, onları Azizler içerisinde en sevilenler durumuna getirmiştir. “Dünyanın birinci doktorları”. Halk, çeşitli hastalıklarında bunlara müracaat etmektedir ve onlardan yardım dilemektedir. Hastaların tedavi edilmeleriinde, Azizlerin araya girmeleri için, kilisenin kendisi ricada bulunmaktadır. “Aziz Fakirler ve keramet sahipleri, bizim hastalıklarımızı ziyaret ediniz. Bize karşılksız veriniz ve bizden karşılıksız alınız”.

Aziz Fakirleri, Hastane Kuruluşları veya Tıp Dernekleri, onları koruyucular olarak ilân etmişlerdir. Kaplıcalar ve ayazmalarda, Aziz Fakirler adına küçük kilisecikler inşa edilmiştir. Atina Akropolis’te küçük bir mağaranιn içinde, güney tarafında “mucizevî bir ayazma akmaktadır”.